22 Aralık 2008 Pazartesi
Konyaspor: 1 - Fenerbahçe: 2
15 Aralık 2008 Pazartesi
Fenerbahçe: 2 - Antalyaspor: 0
Hadi bu maçı da atlattık. Ama oynanan futbolun tribünleri mutlu ettiğini düşünmek hayalperestlik olur. Kadromuz ne kadar zengin (!) değil mi? Geldikleri ilk sezon tüm medya tarafından eleştirilen, 03 Aralık 2006'da oynadığımız ve 2-1 kazandığımız Galatasaray maçından sonra Ümit Karan'ın kendileri hakkında "Fenerbahçe'de Edu ve Lugano gibi kasaplar var." dediği defans iklimiz, gördükleri sarı kartların ardından Cuma günü oynanacak Konyaspor maçından önce cezalı duruma düştüler ve devre arası tatiline şimdiden çıkmış oldular. Ancak esas ilginç olanı, sarı kartların ardından herkesin birbirine "Eyvah, sarı kart cezalısı oldular mı?" diye sormasıydı. Çünkü hemen herkes onların yerine oynayacaklardan endişe duyuyordu.10 Aralık 2008 Çarşamba
Dinamo Kiev: 1 - Fenerbahçe: 0
Sizlere bir soru: Sizce, biz, ne kadar profesyoneliz? Bu sorunun kafama takılmasına sebep olan olaylar zincirinin ilk halkası, karşılaşmayı Star TV'de sunan Gökhan Telkenar'ın maç başlamadan önce "Hepinizin Ramazan Bayramı'nı kutlarım." cümlesi oldu. Reklamlardan sonra kendisini uyarmış olacaklar ki, ilk cümlesinin içerisinde Kurban Bayramı'nı ifade etmeyi ihmal etmedi. Ardından topu ayağına her aldığında top kaybına sebep olan, eli ayağına dolanan, tahminimce yanlış krampon seçiminden dolayı ayakta durmakta zorlanan Deivid sayesinde bu düşüncelerim perçinlendi. Bunu düşünürken maçtan önce Dinamo Kiev teknik direktörü Yuri Semin'in sahanın her tarafını adım adım dolaştığını ifade etti spiker. Sonrasında, yaptığı onlarca hatalı çıkışa rağmen hatalarından ders almayan Volkan yediğimiz golde başrolü oynadı. Bütün bunlar, bizim ne kadar profesyonel olduğumuzu bana düşündürürken aklıma yakın geçmişteki bir kaç olay daha geldi: Ligin üçüncü haftasında Hacettepe ile oynayacağımız maç öncesinde zemini yenilenen Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda hazırlık antremanına çıkmayışımız. Sezon öncesi yapılan transferlerde bir transfer ve izleme komitesi olmaksızın çok sevdiğimiz Başkan'ın adeta "ben yaptım oldu" dercesine yaptığı transferler. 27 gün sonra 34. yaşını tamamlayacak olan orta sahamızın dinamosu(!) Josico. Taş çatlasın iki sene daha görev yapabilecek bir teknik direktöre geleceğimizin emanet edilmesi. Sonuç: Geçen sene -hasbelkader- çeyrek final oynadığımız Şampiyonlar Ligi'ne karşılık bu sene -hem de 3. torbadan girmemize rağmen- UEFA'ya dahi kalamadan ve hatta 4. torbadan giren Dianmo Kiev'e her iki maçta da gol atamadan elenmemiz. Ama olsun, Galatasaray ve Beşiktaş maçlarını aldık ya, önemli olan bu... Belki de profesyonellik bu da ben farkında değilim...9 Aralık 2008 Salı
Denizlispor: 0 - Fenerbahçe: 1
Maça damgasını vuran konu Deivid'in sayılmayan golü tabii ki de... Bu golün Macaristan basınında günün konusu olması ise ayrı bir konu. Macaristan'ın en önemli spor haber sitesi olan Sporthirado'da çıkan haberde, ''Yılın golünü milyonlarca insan gördü ama hakemler göremedi'' başlığıyla duyurduğu haberinde, ''Çok yazık oldu, 2008 yılının en güzel golü olacak muhteşem pozisyon, hakemler tarafından kabul edilmedi'' diye yazdı."Hakemler bu golü nasıl görmedi" gibi söylemlerden ziyade özellikle yan hakemin art niyeti ile ilgili bir konu çarptı gözüme. Siz de dikkat ettiniz mi bilmiyorum: Güiza'nın ofsayt olmayan pozisyonundan sonra topa vurduğu için aynı yan hakem (kayıtlara girsin diye adını özellikle araştırdım: Erhan Sönmez, Lisans No: 13835) en az dört kere "sarı kart" diye mikrofona konuşuyor. Ben de hem bir golümüze hem de bir sarı kartımıza mal olan bu arkadaşın adını dört kere tekrarlamak istiyorum: Erhan Sönmez, Erhan Sönmez, Erhan Sönmez, Erhan Sönmez...
30 Kasım 2008 Pazar
Fenerbahçe: 2 - Beşiktaş: 1
İnanın, dün akşam maçı kazandığımıza sevinemedim. Nasıl olur da bir futbolcu, hem de Fenerbahçe'de oynayan bir futbolcu, 4'e 2 yakaladığı pozisyonda arkadaşları ile organizasyon yapmadan kaleye şut çeker? Hatta bunu maç içerisinde iki kere tekrarlar... Özellikle Beşiktaş on kişi kaldıktan sonra bizimkilerin maçı rölantiye almalarını anlayabilirim ama yakalanan pozisyonların tamamen laubali bir oyun sonrası gole çevrilmemesini anlayamam. Hiç dün akşamki kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Bu pozisyonları halı sahada kendi aramızda oynarken dahi yakalasak, eminim ki herkes birbirine yardımcı olmak için elinden geleni yapardı. Hem olası bir ikili averaj durumu için elimizdeki fırsatı geri teptik, hem de Beşiktaş'lıların "11'e 11 oynasaydık kazanırdık" gibi söylemlerine maruz kaldık. Başta da söylediğim gibi kazandığımıza sevinemedim, eve geldiğimde başım çatlıyordu...
29 Kasım 2008 Cumartesi
Fenerbahçe: 1 - Porto: 2
23 Kasım 2008 Pazar
Ankaragücü: 0 - Fenerbahçe: 0
Kurtarın beni bu Maldonado'dan...
Rıdvan Dilmen: Aldatıcı
Son Galatasaray ve Ankaraspor maçlarında altı gol attı Fenerbahçe. Dördü duran toptan, bir de Emre Aşık’ın kendi kalesine ters vuruşundan geldi.Bu tablo aldatıcıydı. Çünkü Fenerbahçe takımı, takım savunmasını geliştirdi ama hücumda zayıf olduğunu kimse göremedi. Fenerbahçe altı deplasmanda bir galibiyet çıkarabildi, o da Kocaeli’de uzatmanın son saniyesinde.
Devamı için tıklayınız.
Selçuk Yula: Anlamıyorum
Bu Aragones'in işine akıl sır erdirmek mümkün değil. Ne yapmak istediğini hala anlayamadım, kimseye da anlatamadım. Koskoca F.Bahçe takımını tek santrfora mahkum etme hakkını kimden ve nereden alıyor, bunu bilmek isteriz.Ankaragücü, beraberliğe dünden razı Sahadaki oyuna bakınca Fenerbahçe beraberliğe Ankaragücü'nden çok daha fazla günlerden once razı. Yahu nasıl bir iştir bu. Yazlık maçtasın, mevsim kış. Bu kadar al gülüm ver gülümle bir 90 dakika nasıl tamamlanır, bunu oynayanlara ve oynatanlara sormak lazım.
Devamı için tıklayınız.
16 Kasım 2008 Pazar
Fenerbahçe: 2 - Ankaraspor: 0

Gol öncesi ve sonrası. 32. dakikaya kadar Ankaraspor tek kale oynuyordu. Fenerbahçe’nin kalecinin eline dokunan tek şutu var. Ankaraspor’un golü geliyor derken, müthiş bir duran top organizasyonuyla Fenerbahçe golü buldu. Deivid - Roberto Carlos işbirliği ile öne geçen Fenerbahçe bir anda kendine geldi. Oyunun son 10 dakikasına kadar maçın tek hakimi Fenerbahçe idi. İkinci yarıda bir duran top daha farkı ikiye çıkardı. Roberto Carlos’un iki direkten dönen frikik atışını Lugano, Galatasaray maçının benzeri boş kaleye bıraktı. Ve Fenerbahçe seriye devam etti.
Devamı için tıklayınız.
Mehmet Demirkol: Çakır-Emre farkı
Dün özellikle ikinci yarıda keyifle maç seyreden seyirci iki isme teşekkür etmeli. Öncelikle çok hoş bir pas oyununu ortaya koyan genç Ankaraspor’un hocası Aykut Kocaman’a... Fenerbahçe rakibine uymayı ikinci yarıda başardı ve oyun bu yüzden bu kadar keyifli hale geldi. İkinci isim ise Fenerbahçe’ye akıl katan, hücumu zenginleştiren Emre Belözoğlu... Çok uzun zamandır ilk kez bu kadar hücuma yakın oynamasına rağmen Fenerbahçe’nin rakip alana zaman zaman da olsa yığılabilmesinde onun rolü çok büyüktü. Büyük bir yüzdeyle doğru ve adam eksilten paslar atarak Fenerbahçe’yi gol bölgesine sokan, topu ayağında tutarak ve faul alarak takımını orada tutan yegâne adam oldu. Hafta içi, “kronik bir sakatlığım yok” haykırışını takip etmişsinizdir. Sakatlığı kronik olmasa da, kronik sakat olduğu için, dünyanın en iyilerinden biriyken gözden düşen ‘küçük dev adam’ dün sahanın en iyisi, takımına en fazla şey katan oyuncusuydu.
Devamı için tıklayınız.
Hasan Ali Atasoy: Havaya girmek
Fenerbahçe ne kadar yolundan çıkmışsa, Ankaraspor o kadar yolundaydı. Ev sahibi dengesizliğin, konuk takım da dengenin takımıydı. Üstelik Fenerbahçe’yi takip etmenin avantajını iyi değerlendirmiş “5’te 5” fiyakasıyla gelmişti Kadıköy’e... Daha ilk dakikalardan itibaren ‘orta saha savaşları’ şeklinde geçiyordu maç. Alex zaten yoktu, Uğur gününde değildi, Semih de erken sakatlanmıştı. Ancak Sarı-Lacivertliler sezon başından beri yapamadıkları paslaşmanın öcünü alır gibi, bu maçın ilk yarısına tamamını sığdırdılar. Mücadele, yardımlaşma ve paslaşma olarak sezonun en iyi maçıydı Fenerbahçe açısından...
Devamı için tıklayınız.
9 Kasım 2008 Pazar
Fenerbahçe: 4 - Galatasaray: 1
Maç başladıktan sonra -ilk golü erken yememize rağmen- tribünlerdeki elektriğin takıma da sirayet etmiş olduğunu görmek mümkündü. Hele ilk golü yememiz, takımı daha da hırslandırmış, oyuna dört elle sarılmalarına, oyunu daha çok istemelerine sebep olmuştu. Sahanın her bölgesinde rakibe basan, topu daha çok isteyen, sonuca ulaşmayı daha çok isteyen Fenerbahçe oluyordu. Maçın başında Maldonado'yu kadroda görmemek içime su serpmişti. Maç esnasında da bu konudaki düşüncelerim, özellikle Josico'nun mükemmel oyunuyla perçinleniyordu. Çok güzel pozisyon alıyor, tam zamanında müdahalelerde bulunuyor ve takıma inanılmaz katkıda bulunuyordu. Yani topu aldığı arkadaşına geri vermiyor, ona topu nereye atması gerektiğini göstermiyordu. Semih ve Güiza, top rakipteyken defanstaki her oyuncuya deli gibi basıyorlar, Galatasaray'a oyun kurma şansı tanımıyorlardı. Daha ilk yarı tamamlanmadan herkes "üç, üç, üç" diye bağırmaya başladı. Zaten ilk yarı 3. golü bulmuş olsaydık tahminim 6 olurdu. Takım, ikinci yarıda da istekli oynunu sahaya yansıtıyor ve 3. golü buluyordu. Bu golden sonra sakin bir oyunla tempoyu rölantide tutan takımımız 4-1'lik muhteşem bir galibiyet alıyordu.
Herkesin özlediği, arzuladığı oyun buydu işte. Bu oyunun yarısını diğer maçlarda gösterseler rahatlıkla galip gelirler. Haftaya cumartesi, bu hafta da galibiyet serisine devam eden Ankaraspor'la yeniden içerde oynuyoruz. Takımımıza ve tarftarımıza sonsuz başarılar.
7 Kasım 2008 Cuma
Arsenal: 0 - Fenerbahçe: 0
Arsenal -Fenerbahçe
Atılan gol: 0-0
Kaleyi bulan şut: 6-3
Uzak şut: 7-3
Sarı kart: 2-3
Kırmızı kart: 0-0
Faul: 17-17
Korner: 6-2
Ofsayt: 0-2
Topa sahip olma (süre): 37' 34'' - 21' 52''
Topa sahip olma (%): 63% - 37%
2 Kasım 2008 Pazar
Eskişehirspor: 2 - Fenerbahçe: 2
10 kişi kalan rakibe karşı berabere kalıyormuşuz. Sebep: Biz de 10 kişiyiz çünkü. Maldonado'nun oynadığına futbol denemez. O farklı bir şey oynuyor da ben mi farkında değilim anlayamadım. Maldonado'nun ilk 11'de başladığı maçların istatistiklerini çıkardım: Ligde 7 maçta ilk 11 başlamış. 2 galibiyet, 4 mağlubiyet, 1 beraberlik. Galip gelinen maçlar Büyükşehir Belediye ve Gençlerbirliği maçları, berabere kalınan maç da bu Eskişehir maçı ki hepsinde rakip takım oyuncuları kırmızı kart gördüler. Ne tesadüf değil mi? Bu arada Şampiyonlar Ligi'ndeki 3 maçta da Maldonado ilk 11 başlamış. 1 beraberlik, 2 mağlubiyet. Maldonado'nun ilk 11 başlamadığı maçlar ise Kocaelispor ve Bursaspor maçları... Bu istatistikten sonra maç öncesi kadroyu görünce iddaa mı oynasam acaba?30 Ekim 2008 Perşembe
Ankaragücü: 0 - Fenerbahçe: 1
Fortis Türkiye Kupas D Grubu ilk maçında Ankaragücü ile deplasmanda karşılaşan takımımız, Semih`in 6.dakikada attığı tek golle galip geldi. Uzun bir süre sonra Tümer Metin`in ilk onbirde başladığı maçta, Teknik Direktörümüz Aragones yedek oyuncularımızdan kurulu bir kadro tercih etti. Tümer gibi sezon başında yaşadığı sakatlık nedeniyle forma şansı bulamayan Vederson da karşılaşmanın ikinci yarısında görev aldı. Her iki takımın da sıkça top kaybı yaptığı mücadele, futbol açısından adeta bir antrenman havasındaydı. Colin Kazım`ın 71.dakikada kırmızı kart görerek ihraç edildiği mücadelenin hakemi Hakan Özkan da vasatı altında kalanlara ayak uydurdu.27 Ekim 2008 Pazartesi
Fenerbahçe: 5 - Bursaspor: 2
23 Ekim 2008 Perşembe
Fenerbahçe: 2 - Arsenal: 5

19 Ekim 2008 Pazar
Kocaelispor: 2 - Fenerbahçe: 3
Dün bir kere daha görüldü ki, problemimiz oyunu iki yönlü oynayabilen orta saha eksikliği... Buna Uğur da dahil, Kazım da... Umarım bu problem Arsenal maçında başımıza iş açmaz.6 Ekim 2008 Pazartesi
2 Ekim 2008 Perşembe
Fenerbahçe: 0 - Dianamo Kiev: 0
27 Eylül 2008 Cumartesi
Sivasspor: 2 - Fenerbahçe: 1
Bu skordan sonra şunu düşündüm: Sadece evimizde oynanan 17 maçı kazanırsak 51 puan yapar. Geçen seneki puan durumuna göre bu da 5.lik demek. Eh fena değil (!) Canım bir de neye sıkılıyor biliyor musunuz? Bugün UEFA'nın açıklamasına göre Turkcell Lig Şampiyonu, seneye Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılacakmış. Yani şampiyon olamazsak, şampiyon olan takım sayemizde doğrudan Şampiyonlar Ligi'ne kalacak demek. Nasıl ama...23 Eylül 2008 Salı
Sinema: Aşk Tutulması
Yapım : 2008, TürkiyeTür : Komedi / Romantik
Yönetmen : Murat Şeker
Senaryo : Murat Şeker, Selami Genli
Oyuncular : Murat Akkoyunlu, Erhan Emre, Ayten Uncuoğlu, Fahriye Evcen, Ali Erkazan, Sarp Apak, Suzan Aksoy, Tolgahan Sayışman, Filiz Ahmet, Feridun Düzağaç, Yasemin Öztürk, Tim Seyfi, Rahşan Gülşen
Yapımcı : Murat Şeker
Gösterim Tarihi : 24 Ekim 2008
Fanatik bir Fenerbahçe taraftarı olan Uğur, bir ilaç mümessilidir. Gündelik hayatında gayet sakin bir kişiliği varken söz konusu futbol olduğunda bambaşka bir adam olmaktadır. Kazanma arzusu ve totemler onu diğer fanatiklerden ayıran en büyük özelliğidir. Annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan Uğur, annesinin evlenme baskısından sıkılmıştır. Söz konusu evlilik olduğunda Pınar da aynı baskıyı annesinden görmektedir. Trafik kazası sonucu tesadüfen Pınar ile Uğur tanışırlar. Bu tanışma hem Uğur’un ve hem de Pınar’ın hayatında köklü değişikliklere neden olacaktır.
21 Eylül 2008 Pazar
Fenerbahçe: 3 - Gençlerbirliği: 0

Alex, Güiza, Önder ve Volkan... Maçın tüm özeti bu...Alex'in golünden sonra tribündeki konuşmalardan biri aklımdan hiç çıkmıyor:
"Bir tek kral var, o da Alex!!!"
Evet, gerçekten de durum aynen böyleydi. Alex, bu sene belki de en etkili futbolunu oynuyor şu ana kadar. Bir iki kişi de ona ayak uydurmaya çalıştı mı galibiyet çok daha kolay oluyor.
Güiza, dün gol atamamış dahi olsaydı, çalışkanlığı, arzusu, takıma kazandırdığı toplarla çok faydalı bir oyun sergiledi. Saha içerisinde, hava toplarına çıkarken rakibine karşı aldığı pozisyon, ofsayta düşmemek için gösterdiği çaba, sürekli boş alana kaçarak kendine pozisyon yaratması gibi detaylara sürekli dikkat ederek kendisinin ne kadar kaliteli bir futbolcu olduğunu gösteriyordu.
Önder, maçın gizli yıldızlarındandı. Her müdahalesi yerindeydi ve hatasız oynadı. Top rakipteyken sergilemiş olduğu kademe anlayışı, hava toplarındaki hakimiyeti ve hiç pozisyon hatası yapmamış olması onu maçın gizli yıldızı yapıyordu. Sadece bir tek kafa topu hariç rakiple yükseldiği tüm kafa toplarında topu kazanmasını bildi. Esas bölgesinin sağ kanat değil, stoper olduğunu bir kez daha gösterdi.
Volkan Babacan, herkesde "Acaba Volkan Demirel'in yerine sürekli o mu oynasa?" etkisi bıraktı. Zamanlaması ve dikkati ile tüm tecrübesizliğini gizledi ve uzun yıllar Fenerbahçe kalesini koruyabileceğinin sinyallerini verdi.
Gelelim kanat organizasyonlarına: Maalesef her iki kanat da özellikle ilk yarı istenileni veremedi. Tabi bunda Emre ve Maldonado'nun kendi taraflarındaki kanatlara hiç yardıma gitmemeleri büyük rol oynadı. Gökhan-Burak ve Carlos-Uğur ikilileri orta sahadan bu destek gelmeyince tek bir çizgi üzerinde pek etkili olamadılar. Ancak ikinci yarının başlamasıyla özellikle Emre'nin sol kanada daha yardımcı olması bu bölgedeki üretkenliği daha da arttırarak sonuca kolay gidilmesini sağladı. Zira gollerin tamamı sol kanat organizasyonlarından geldi.
Sonuçta, takım toparlanacak ama umarım çok geç olmaz.
Herkese iyi haftalar...
Alaattin Metin: Profesör olaya el koyunca
...Aragones’e yanlışlarını söyleyecek bir cesur yürek yok mu! Bu maçın perde arkasında bir kriz toplantısı ve diriliş uyarısı var. Nedeni de; Roberto Carlos’un silkelenip kendine gelmesi. Hatasız ve istekli olması. Maç eksiği olmasına rağmen Emre’nin uyumlu görünmesi. Gökhan’ın az da olsa kanat bindirmeleri yapması. En önemlisi ise herkesin korktuğu tecrübesiz Volkan’ın kalesinde hatasız oynaması. Çok fazla iş düşmedi ama biraz seyirci desteği, biraz da önünde oynayan defans oyuncularının yardımı ile başarılı bir maç çıkardı. Şunu söylemek istiyorum;Vederson ile Deivid gelince bu takım çok farklı olur. Önemli olan bu zor günleri az puan kaybı ile atlatmak. Bunun da yolu çalışmak ve destekten geçiyor...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
Gürcan Bilgiç: Bir şey değil; her şey
...Hepimizin gözü aslında Volkan Babacan'ın üstündeydi. Zamanlaması ve soğukkanlı duruşu ile hatasız oynadı. Tüm takımın iyi mücadele etmesi, G.Birliği takımının maçı pozisyonsuz bitirmesi, bu zor maçta şansıydı...
...Son sözler Güiza'nın hakkı. İlk yarıyı neredeyse ayağına top değmeden bitirdi. Ama kendisini hep maçın içinde tuttu. Her topa pres yaparak enerjisini sakınmadı ve Carlos'un enfes pasında da hak ettiği golü buldu. Taraftar takımının desteğe ihtiyacı olduğu anda tribünlere koşarak geldi. Kötü oynasa bile forması için mücadele edene övgüsünü sakınmadı. F.Bahçeli futbolcular bu ince ayrıntıyı iyi değerlendirsinler. Bu tutkuyu yabana atmasınlar, yanlarında tutsunlar, karşılarına(!) almasınlar...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
Hasan Ali Atasoy: Ayaklanma
Depresyondaydı, özgüven kaybına uğramıştı, kendinden, zirveden ve taraftarından iyice uzaklara, kurulmuş tuzaklara düşecekti. Hava soğuktu ama kayıp sözcüğü kutup soğuğuydu. Rüzgarın şiddeti, camia içinden ve dışından estirilen bozgun rüzgarlarının yanında meltem sayılırdı. Şeytanın sadece bacağının değil, mevcut bütün kemiklerinin ve kıkırdaklarının ortopediye sevki gerekiyordu. Çünkü ahvâl ve şerait, dahili ve harici bedhahtların arayıp da bulamadığı türdendi. En çok korktuğunuz şey, en çok korktuğunuz zamanlarda başınıza gelirdi ne de olsa...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
18 Eylül 2008 Perşembe
Porto: 3 - Fenerbahçe: 1
13 Eylül 2008 Cumartesi
"Can"ım yanıyor "can"ım!!!
Böyle maçlardan sonra "can"ım çok sıkılıyor, hem de çoook... İçimi rahatlatacak, avunacak bir şeyler aranıyorum. Maç içerisinde gol pozisyonlarımız fazlaymış, geçen senenin aynı maçlarına baktığımızda sadece 2 puan gerideymişiz, yok yok yok, hiç biriyle avunamıyorum. Antu'ya göz gezdirdim, insanlar çok karamsar. Belki bu derece karamsar olmanın anlamı yok ama sakatlarımızın düzelene kadar atı alanın Üsküdar'ı geçecek olması "can"ımı çok sıkıyor. Şampiyonlar Ligi ile avunalım diyorum, Süper Lig olmadan o da olmayacak, eee, sonuç? Sonuç monuç yok. Bu sevgiyi içimizden kimse koparıp alamayacağına göre desteklemekten başka çare yok.1 Eylül 2008 Pazartesi
Yorum: Fenerbahçe: 2 - İ.B.B.Spor: 0

Bu hafta maça çocuklarla gittiğimiz için maçı analiz yapabilecek kadar derinlemesine izlediğimi söylersem yalan olur. Yer yer ve zaman zaman ellerindeki "Power Rangers" oyuncakları ile daha çok ilgilenmek zorunda kaldım. Tüm bu şartlara rağmen dikkatimi çeken konular şunlar oldu:28 Ağustos 2008 Perşembe
Analiz: Kura yorumu
Rakiplerimizi Tanıyalım

Arsenal: Fenerbahçe'mizin 20,2175 puan topladığı geçen sene Arsenal, 23,8985 puan toplamıştır. Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde grubunu Sevilla'nın ardından 2. sırada tamamlayan Arsenal, 2. turda Milan'ı 0-0 ve 2-0 ile elemiş, çeyrek finalde Liverpool'a 1-1 ve 2-4'lük sonuçlarla elenmiştir. Premier Lig'i Manchester United ve Chelsea'nin ardından 3. sırada bitirmiştir. Lehmann, Flamini, Senderos, Gilberto Silva, Hleb gibi yıldızlarını kaybeden Arsenal'in en büyük kozu ise şüphesiz Cesc Fabregas ve Van Persie. Kadrosunu sadece Manchester United'dan Mikael Silvestre ve Marsilya'dan Samir Nasri''yi alarak takviye eden Arsenal, genç oyuncularla mücadele etmeyi tercih eden bir kulüp görünümünde.
2005-2006 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde final oynayan Arsenal, rakibi Barcelona'ya 2-1 mağlup olmuşu. 1996'dan bu yana deneyimli teknik direktör Arsene Wenger yönetiminde mücadele eden Arsenal, tarihinde 10 kez Premier Lig şampiyonluğu, 10 kez FA CUP'ı kazandı. Maçlarını 60 bin kişilik Emirates Stadı'nda oynayan Arsenal, taraftar gücünü oldukça iyi kullanan bir takı
KADROSU:
1 Manuel Almunia
2 MF Abou Diaby
3 DF Bacary Sagna
4 MF Cesc Fàbregas
5 DF Kolo Touré
6 DF Philippe Senderos
7 MF Tomáš Rosicky
8 MF Samir Nasri
9 FW Eduardo
10 DF William Gallas
11 FW Robin Van Persie
12 FW Carlos Vela
14 FW Theo Walcott
15 MF Denílson
16 MF Aaron Ramsey
17 MF Alexandre Song
20 DF Johan Djourou
21 GK Lukasz Fabianski
22 DF Gaël Clichy
24 GK Vito Mannone
25 FW Emmanuel Adebayor
26 FW Nicklas Bendtner
27 DF Emmanuel Eboué
30 DF Armand Traoré
Porto: Geçtiğimiz sene Beşiktaş'ın yer aldığı A Grubu'nda grup lideri olarak ikinci tura kalan Porto, Schalke 04'e penaltı atışları sonucunda elenerek 16,6160 puan toplayabilmiştir. 2003/2004 yılında Monaco'yu finalde 3-0 devirerek Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Porto, Devler Ligi'nin müdavimlerinden. Kadrosunda Quaresma, Lisandro Lopez, Raul Meireles, Cristian Rodríguez, Tarik Sektioui ve Nuno gibi önemli yıldızları bulunan Porto, maçlarını 50,476 kişilik Estadio do Dragao Stadı'nda oynuyor.
KADROSU:
1 Helton
2 Bruno Alves
3 Pedro Emanuel
4 Milan Stepanov
5 Nelson Benítez
6 Freddy Guarín
7 Ricardo Quaresma
8 Lucho González
9 Lisandro López
10 Cristian Rodríguez
11 Mariano González
12 Hulk
13 Jorge Fucile
14 Rolando
15 Lino
16 Raul Meireles
17 Tarik Sektioui
18 Mario Bolatti
19 Ernesto Farías
20 Tomás Costa
21 Cristian Sapunaru
23 Candeias
24 Hugo Ventura
25 Fernando
26 Tengarrinha
29 Rabiola
33 Nuno
Dinamo Kiev: Geçen sene F Grubu'nda Manchester United, Roma ve Sporting Lizbon'un ardından hiç puan alamayarak elenen Dinamo Kiev tüm şampiyona boyunca toplamış olduğu bonus puanlar ile birlikte toplam 4,6085 puan toplayabilmiştir. Dinamo Kiev, 1974-75 ve 1985-86 sezonlarında olmak üzere iki kez UEFA kupasını müzesine götürürken, 1975 yılında da Süper kupayı kazanma başarısı gösterdi. Geçmişi başarılarla dolu Ukrayna takımı, tarihi boyunca 22 kez şampiyonluk sevinci yaşadı. Sovyetler Birliği döneminde 13 kez şampiyon olan Dinamo Kiev, kendi ülkesinin liginde ise 11 kez mutlu sona ulaştı. 8 kez Ukrayna kupasını müzesine götüren Fenerbahçe'mizin rakibi, 2 kez de Ukrayna Süper kupasını kazandı.
1927 yılında kurulan Kiev temsilcisi, Şampiyonlar liginde de 1977, 1987 ve 1999'da yarı finale, 1973, 1976, 1982, 1983, 1992 ve 1998'de de çeyrek finale kadar yükselmeyi başarmıştı.
KADROSU:
1 GK Oleksandr Shovkovsky (Captain)
2 DF Oleh Dopilka
3 DF Betão
4 MF Tiberiu Ghioane
5 MF Ognjen Vukojevic
6 DF Goran Sablic
7 MF Corrêa
8 MF Oleksandr Aliev
9 MF Mykola Morozyuk
10 FW Ismaël Bangoura
15 DF Pape Diakhaté
16 FW Maksim Shatskikh
17 MF Taras Mikhalik
20 MF Oleh Husyev
21 GK Taras Lutsenko
22 FW Artem Kravets
23 DF Oleksandr Romanchuk
25 FW Artem Milevsky
26 DF Andriy Nesmachniy
30 DF Badr El Kaddouri
31 GK Stanyslav Bohush
33 FW Emmanuel Okoduwa[6]
36 MF Miloš Ninkovic
37 MF Ayila Yussuf
49 FW Roman Zozulya
55 GK Oleksandr Rybka
70 FW Andriy Yarmolenko
— FW Frank Temile
— MF Roman Eremenko
Disco Disco Partizane

Gelelim tribünlere:
İlk dikkatimizi çeken konu "Tek kimlik Fenerbahçe" pankartları haricinde sahada başka hiç bir pankart, bayrak vs. bulunmamasıydı. Anlaşılan yönetim bu konuda oldukça kararlı. Bence öyle olması da gerekir zaten. Basın tribünündeki olay hariç hiç bir olay da çıkmadı. Basın tribününde ise çıkan olaylar sonradan öğrendiğime göre şu şekilde gerçekleşmiş: Maçın başında Lugano'nun sarı kart gördüğü pozisyonun ardından Sırp bir muhabir basın tribününde ayağa kalkarak hakemi alkışlamış. Burada ortam biraz gerilmiş ama bir şey olmamış. Daha sonra Partizan'ın golünün ardından aynı muhabir ayağa kalkarak size burada tarif edemeyeceğim ahlaksız el kol hareketleri yaparak seyirciyi tahrik etmiş ve sonra da film kopmuş tabi.
Fenerbahçe 3. torbada:
Dün Schalke 04'ün ve Olympiakos'un elenmesinden sonra Fenrbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımların yerine 2 sıra yükselerek 3. torbanın son takımı olmaya hak kazandı. Muhtemel rakipler şöyle:
TORBA 1Sıra / Takım / Ülke / Katsayı
1 Manchester United FC (İNG, Son şampiyon) 107.996
2 Chelsea FC (İNG) 124.996
3 Liverpool FC (İNG) 118.996
4 FC Barcelona (İSP) 117.837
5 Arsenal FC (İNG) 110.996
6 Olympique Lyonnais (FRA) 99.380
7 FC Internazionale Milano (İTA) 96.934
8 Real Madrid CF (İSP) 93.837
TORBA 2Sıra / Takım / Ülke / Katsayı
9 FC Bayern München (ALM) 92.078
10 PSV Eindhoven (HOL) 91.610
11 Villarreal CF (İSP) 90.837
12 AS Roma (İTA) 81.934
13 FC Porto (POR) 81.176
14 Werder Bremen (ALM) 74.078
15 Sporting Clube de Portugal (POR) 67.176
16 Juventus (İTA) 66.934
TORBA 3Sıra / Takım / Ülke / Katsayı
17 Olympique de Marseille (FRA) 63.380
18 FC Zenit St. Petersburg (RUS) 60.437
19 FC Steaua Bucureþti (ROM) 59.398
20 Panathinaikos FC (YUN) 52.525
21 FC Girondins de Bordeaux (FRA) 52.380
22 Celtic FC (İSK) 52.013
23 FC Basel 1893 (İSV) 51.993
24 Fenerbahçe SK (TÜR) 51.469
TORBA 4Sıra / Takım / Ülke / Katsayı
25 FC Shakhtar Donetsk (UKR) 49.932
26 ACF Fiorentina (İTA) 40.934
27 Club Atlético de Madrid (İSP) 36.837
28 FC Dynamo Kyiv (UKR) 34.932
29 CFR 1907 Cluj (ROM) 13.398
30 Aalborg BK (DAN) 12.748
31 Anorthosis Famagusta FC (G.K.R.K.) 4.327
32 FC BATE Borisov (Beyaz Rusya) 1.760
Hepimize hayırlı olsun...
Videoya doğrudan ulaşmak için tıklayınız.
24 Ağustos 2008 Pazar
Yorum: Gaziantepspor 1 - Fenerbahçe: 0

22 Ağustos 2008 Cuma
Anket sonucu: Partizan maçındaki penaltı pozisyonu ligde olsa penaltı verilir miydi?
Hayır: 11 (%100)
Yorumsuz...
14 Ağustos 2008 Perşembe
Yazarlardan Seçmeler...
Defans ve R. Carlos
İnanılmaz defans hataları sayesinde iki gol yedik. Sağolsun Volkan da yardımcı oldu.
İlk gol de her iki kanattaki defans hatalı idi. Birinci golde R.Carlos yerinde değil ve onun kandından gelen ortaya diğer kanatta Gökhan'nın arkasındaki adam kafa vurabiliyor. Volkan da çıkmayıp seyrediyor.
İkinci golde de defansın arasına atılan top var. Televizyonda seyrederken ilk pozisyonda "hadi Volkan çık da al" diye geçirdim içimden. Görüntüye Volkan gelmedikçe telaşlandım. Bana göre defans ne kadar hatalı olursa olsun, Volkan erken çıkıp almalıydı topu.
Geldiğinden beri R.Carlos'u eleştir(ebil)meyi akılımın ucundan bile geçirmemiştim. MTK maçlarından sonra dün tekrar izledim. Yerini çok sık kaybediyor. Bindirme yapmak için ileri çıktığında yada ters kanada geldiğinde yerine dönmesi çok zaman alıyor. Genellikle Uğur da önde olduğundan Edu'nun oraya kayması gerekiyor. Bu şekilde de defans dengesiz yakalanıyor.
Sanırım kabul etmemiz gerekiyor ki artık yavaş yavaş yaşlanıyor R.Carlos.
Klişe tabirle; "Önümüzdeki maçlara bakıcaz artık".
Çubuklu kalın.
10 Ağustos 2008 Pazar
İbrahim Koçyiğit (Radikal): Bizimkilere var da ‘eller’e yok mu?
İSTANBUL - Nihat Kahveci’nin İspanya’daki ilk kulübü Real Sociedad’ın, Nihat’ı yerli statüde oynatabilmek için başlattığı hukuki süreç geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Daha sonra Avrupa Birliği adını alan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye arasındaki ortaklık anlaşmasını gerekçe gösteren mahkeme, tüm Türk oyuncuların tıpkı Nihat gibi İspanya’da yerli oyunculara tanınan tüm haklardan, kısıtlama olmaksızın yararlanmasına karar verdi. Bu bir anlamda Türk oyuncuların, AB ülkelerinde yerli statüde oynayacak olması şeklinde yorumlanabilir. Şimdi bu karardan sonra akıllarda yepyeni bir soru işareti oluşmuş durumda: Peki, AB vatandaşı futbolcular da Türkiye’de yerli statüsünde mi oynayacak? Nitekim, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 11. maddesi bir karşılıklılık durumundan bahsediyor. Biz bu hukuki tartışmayı, görüşlerine başvurduğumuz iki değerli hukukçuya; isminin açıklanmasını istemeyen mevcut federasyondan bir yetkiliye ve Haluk Ulusoy döneminde TFF Başkanvekilliği görevini yürüten Kemal Kapulluoğlu’na sorduk. Bu görüşleri aşağıda bulabilirsiniz.
7 Ağustos 2008 Perşembe
Mehmet Demirkol: Yılmayın yaparsınız!
Rıdvan Dilmen: Ciddiyet ve Disiplin
6 Ağustos 2008 Çarşamba
Alex mi, Alex mi?
Maçın daha henüz başında Semih'in golüyle öne geçen takımımızın performansını değerlendirmek pek de mümkün olamayacak. Kimisi sakatlıktan çekiniyor, kimisi kart görmekten... Mücadelelerini gerektiği gibi ortaya koyamadılar. Bu sistemde rakibe göre Alex'in pozisyonu çok önem taşıyor. Alex, Marco gibi Selçuk'un yanında oynamaya başladığında takımın üretkenliği azalıyor. Maçın 40. dakikasına kadar çoğunlukla uzun toplar, rakipten seken toplarla yapılan hücumlar ve Kazım'ın bindirmeleri haricinde fazla bir üretkenlik göremedik. Ancak 40 ile 45 arasındaki bölümde Alex biraz daha ceza alanı önüne yaklaşınca bu bölgedeki verkaçlarla takım çok daha fazla üretken olmaya başladı. Birinci maçta gördüğümüz yapı çoğunlukla buydu. Ama Alex'in geriye dönük oynaması ne defansif ne de ofansif anlamda takıma katkı sağlıyor. İkinci yarı Rıdvan Dilmen'in de ifadesiyle "Bu maç Fenerbahçe için ölçü olmaktan çıktı." Bütün takım oyuncuları "bitse de gitsek" havasına girdiler. Bu psikoloji içerisinde Alex'in oyununda da herhangi bir değişiklik olmadı. Yine ilk yarıdaki son 5 dakikalık bölüm hariç Alex tamamen defansa dönük oynadı. Hatta 55. dakikada ceza alanının 5 metre önünden Volkan'a geri pas verdi. Belki tesadüf belki değil ama 60. dakikada Alex'in ileriye çıktığı tek bir pozisyonda 2. gol geldi. Sonrasında Alex Emre değişikliği ve 3. gol... Sonra 4 ve de 5...1 Ağustos 2008 Cuma
Duyuru: Rakip Inter Bakü/ Partizan Galibi
Inter Bakü/ Partizan Galibi olacak.
İlk maç deplasmanda 12/13 Ağustos 2008'de
İkinci maç 26/27 Ağustos 2008'de Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda.
31 Temmuz 2008 Perşembe
Sezona merhaba...
Bir de tabi Kazım olayı var ki deyinmeden edemeyeceğim. Tribünde herkes kendisine "vay çakma Ronaldo" diye hitap ederken Kazım'ın çıkıp Burak'ın girmesi ve adam geçmeye çalışmasıyla bu sefer herkes "vay çakma Kazım" demeye başladı.





