22 Aralık 2008 Pazartesi

Konyaspor: 1 - Fenerbahçe: 2

Bu maçtaki futbol, konu edilmeye dahi değmez. Maçla ilgili konuşulacak tek konu Önder'in golü herhalde. Evet, golde ofsayt yok, herkes kemfikir. Ele çarptı, elle atıldı, ayrı konu. Esas özel olarak üzerinde durulması gereken konu Roberto Carlos'un, hakemin yan hakemle görüşmesi esnasında topu orta noktaya götürmesi ve olası bir kural hatasının önüne geçmiş olması. Herhalde tecrübe bu olsa gerek...

15 Aralık 2008 Pazartesi

Fenerbahçe: 2 - Antalyaspor: 0

Hadi bu maçı da atlattık. Ama oynanan futbolun tribünleri mutlu ettiğini düşünmek hayalperestlik olur. Kadromuz ne kadar zengin (!) değil mi? Geldikleri ilk sezon tüm medya tarafından eleştirilen, 03 Aralık 2006'da oynadığımız ve 2-1 kazandığımız Galatasaray maçından sonra Ümit Karan'ın kendileri hakkında "Fenerbahçe'de Edu ve Lugano gibi kasaplar var." dediği defans iklimiz, gördükleri sarı kartların ardından Cuma günü oynanacak Konyaspor maçından önce cezalı duruma düştüler ve devre arası tatiline şimdiden çıkmış oldular. Ancak esas ilginç olanı, sarı kartların ardından herkesin birbirine "Eyvah, sarı kart cezalısı oldular mı?" diye sormasıydı. Çünkü hemen herkes onların yerine oynayacaklardan endişe duyuyordu.
Maç öncesinden bir not: Yumruk şov için tribünlere sadece Gökhan Gönül çağırıldı. Ve bu esnada "Bu formanın hakkını verenler asla yalnız kalmazlar" pankartı açıldı.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Dinamo Kiev: 1 - Fenerbahçe: 0

Sizlere bir soru: Sizce, biz, ne kadar profesyoneliz? Bu sorunun kafama takılmasına sebep olan olaylar zincirinin ilk halkası, karşılaşmayı Star TV'de sunan Gökhan Telkenar'ın maç başlamadan önce "Hepinizin Ramazan Bayramı'nı kutlarım." cümlesi oldu. Reklamlardan sonra kendisini uyarmış olacaklar ki, ilk cümlesinin içerisinde Kurban Bayramı'nı ifade etmeyi ihmal etmedi. Ardından topu ayağına her aldığında top kaybına sebep olan, eli ayağına dolanan, tahminimce yanlış krampon seçiminden dolayı ayakta durmakta zorlanan Deivid sayesinde bu düşüncelerim perçinlendi. Bunu düşünürken maçtan önce Dinamo Kiev teknik direktörü Yuri Semin'in sahanın her tarafını adım adım dolaştığını ifade etti spiker. Sonrasında, yaptığı onlarca hatalı çıkışa rağmen hatalarından ders almayan Volkan yediğimiz golde başrolü oynadı. Bütün bunlar, bizim ne kadar profesyonel olduğumuzu bana düşündürürken aklıma yakın geçmişteki bir kaç olay daha geldi: Ligin üçüncü haftasında Hacettepe ile oynayacağımız maç öncesinde zemini yenilenen Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda hazırlık antremanına çıkmayışımız. Sezon öncesi yapılan transferlerde bir transfer ve izleme komitesi olmaksızın çok sevdiğimiz Başkan'ın adeta "ben yaptım oldu" dercesine yaptığı transferler. 27 gün sonra 34. yaşını tamamlayacak olan orta sahamızın dinamosu(!) Josico. Taş çatlasın iki sene daha görev yapabilecek bir teknik direktöre geleceğimizin emanet edilmesi. Sonuç: Geçen sene -hasbelkader- çeyrek final oynadığımız Şampiyonlar Ligi'ne karşılık bu sene -hem de 3. torbadan girmemize rağmen- UEFA'ya dahi kalamadan ve hatta 4. torbadan giren Dianmo Kiev'e her iki maçta da gol atamadan elenmemiz. Ama olsun, Galatasaray ve Beşiktaş maçlarını aldık ya, önemli olan bu... Belki de profesyonellik bu da ben farkında değilim...

9 Aralık 2008 Salı

Denizlispor: 0 - Fenerbahçe: 1

Maça damgasını vuran konu Deivid'in sayılmayan golü tabii ki de... Bu golün Macaristan basınında günün konusu olması ise ayrı bir konu. Macaristan'ın en önemli spor haber sitesi olan Sporthirado'da çıkan haberde, ''Yılın golünü milyonlarca insan gördü ama hakemler göremedi'' başlığıyla duyurduğu haberinde, ''Çok yazık oldu, 2008 yılının en güzel golü olacak muhteşem pozisyon, hakemler tarafından kabul edilmedi'' diye yazdı.

"Hakemler bu golü nasıl görmedi" gibi söylemlerden ziyade özellikle yan hakemin art niyeti ile ilgili bir konu çarptı gözüme. Siz de dikkat ettiniz mi bilmiyorum: Güiza'nın ofsayt olmayan pozisyonundan sonra topa vurduğu için aynı yan hakem (kayıtlara girsin diye adını özellikle araştırdım: Erhan Sönmez, Lisans No: 13835) en az dört kere "sarı kart" diye mikrofona konuşuyor. Ben de hem bir golümüze hem de bir sarı kartımıza mal olan bu arkadaşın adını dört kere tekrarlamak istiyorum: Erhan Sönmez, Erhan Sönmez, Erhan Sönmez, Erhan Sönmez...

30 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe: 2 - Beşiktaş: 1

İnanın, dün akşam maçı kazandığımıza sevinemedim. Nasıl olur da bir futbolcu, hem de Fenerbahçe'de oynayan bir futbolcu, 4'e 2 yakaladığı pozisyonda arkadaşları ile organizasyon yapmadan kaleye şut çeker? Hatta bunu maç içerisinde iki kere tekrarlar... Özellikle Beşiktaş on kişi kaldıktan sonra bizimkilerin maçı rölantiye almalarını anlayabilirim ama yakalanan pozisyonların tamamen laubali bir oyun sonrası gole çevrilmemesini anlayamam. Hiç dün akşamki kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Bu pozisyonları halı sahada kendi aramızda oynarken dahi yakalasak, eminim ki herkes birbirine yardımcı olmak için elinden geleni yapardı. Hem olası bir ikili averaj durumu için elimizdeki fırsatı geri teptik, hem de Beşiktaş'lıların "11'e 11 oynasaydık kazanırdık" gibi söylemlerine maruz kaldık. Başta da söylediğim gibi kazandığımıza sevinemedim, eve geldiğimde başım çatlıyordu...

29 Kasım 2008 Cumartesi

Fenerbahçe: 1 - Porto: 2

Geçtiğimiz hafta içerisinde Almanya seyahatim olduğundan maalesef maça gidemedim. Hatta şans ve şanssızlığı birarada yaşadım. Geçen hafta Cumartesi günü Porto maçına taraftar karttan bilet kazandığım da açıklanmasın mı? Maalesef seyahatten dolayı bu bileti almam da mümkün olmadı. Yani sizin anlayacağınız maça gidemiyorum diye üzülürken bir de çıkmış olan ekstra bileti de alamadım. Ama taraftarlık görevimi yerine getirebilmek için Almanya'ya formamı dahi beraberimde götürdüm. Maç günü, maç saati yaklaştıkça heyecanım arttı, üzerime formamı geçirdim ve Ulm'de maçı izleyebileceğim bir lokal, bir kahvehane aranmaya başladım. Genelde dönercilerden aldığım tariflerle "großes Haus"un altındaki kahvehanelerin birinde maçı izlemeye koyuldum. Çok da motiveydim maça başlamadan. Kadroyu öğremdiğimde Önder'in olmaması canımı biraz sıkmıştı ama maça iyi başlamıştık. Alex'in 4. dakikada kaçırdığı golde kendimi havada buldum, ama olmamıştı. Maça iyi başlamamıza rağmen ilk golü yemiştik, ama olsun bunu çevirebilirdik. Bu arada Yasin'in yaptığı bazı saçmalıklarda tribünde kendisine takılan isim gelmişti aklıma. Daha bunun etkisiyle yüzümteki gülümseme ifadesi kaybolmadan Yasin'in saçma sapan bir kafa vuruşu sonrası top köşe gönderine yakın bir yerden taca çıkıyordu. Pozisyon gerçekten o kadar saçmaydı ki, Yasin'in, yakınında rakip takım oyuncusu yokken ve top tam karşıdan gelmesine rağmen yaptığı kafa vuruşu köşe gönderine yakın bir yerden taca çıkmıştı. Kullanılan tac atışı sonrası rakip topu elle aldı diye itiraz etmesiyle önündeki topa hamle de yapamadı ve topu kalemizde gördük. Bu andan sonra benim de, takımın da umudu kalmamıştı. Devre arası olması ile bir şeyler yapmam gerktiğini düşündüm ve ikinci yarıyı izlememeye ve hiç bir kanaldan skor dahi olsun takip etmemeye karar verdim ve otele geri döndüm. Tabi tüm ikinci yarı boyunca içim içimi yedi ve sonrasında skorun 1-2 olduğunu öğrendiğimde geçen seneyi ve bu sene nasıl bir fırsat teptiğimizi düşünmeden edemedim. Hem bu sene, -ilk ikiye giremezsek- hem de seneye umudumuz UEFA'ya kalmış gibi görünüyor ki daha o bile garanti değil. Hadi hayırlısı...

23 Kasım 2008 Pazar

Ankaragücü: 0 - Fenerbahçe: 0



Kurtarın beni bu Maldonado'dan...

Rıdvan Dilmen: Aldatıcı
Son Galatasaray ve Ankaraspor maçlarında altı gol attı Fenerbahçe. Dördü duran toptan, bir de Emre Aşık’ın kendi kalesine ters vuruşundan geldi.Bu tablo aldatıcıydı. Çünkü Fenerbahçe takımı, takım savunmasını geliştirdi ama hücumda zayıf olduğunu kimse göremedi. Fenerbahçe altı deplasmanda bir galibiyet çıkarabildi, o da Kocaeli’de uzatmanın son saniyesinde.
Devamı için tıklayınız.

Selçuk Yula: Anlamıyorum
Bu Aragones'in işine akıl sır erdirmek mümkün değil. Ne yapmak istediğini hala anlayamadım, kimseye da anlatamadım. Koskoca F.Bahçe takımını tek santrfora mahkum etme hakkını kimden ve nereden alıyor, bunu bilmek isteriz.Ankaragücü, beraberliğe dünden razı Sahadaki oyuna bakınca Fenerbahçe beraberliğe Ankaragücü'nden çok daha fazla günlerden once razı. Yahu nasıl bir iştir bu. Yazlık maçtasın, mevsim kış. Bu kadar al gülüm ver gülümle bir 90 dakika nasıl tamamlanır, bunu oynayanlara ve oynatanlara sormak lazım.
Devamı için tıklayınız.

16 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe: 2 - Ankaraspor: 0




Gol öncesi ve sonrası. 32. dakikaya kadar Ankaraspor tek kale oynuyordu. Fenerbahçe’nin kalecinin eline dokunan tek şutu var. Ankaraspor’un golü geliyor derken, müthiş bir duran top organizasyonuyla Fenerbahçe golü buldu. Deivid - Roberto Carlos işbirliği ile öne geçen Fenerbahçe bir anda kendine geldi. Oyunun son 10 dakikasına kadar maçın tek hakimi Fenerbahçe idi. İkinci yarıda bir duran top daha farkı ikiye çıkardı. Roberto Carlos’un iki direkten dönen frikik atışını Lugano, Galatasaray maçının benzeri boş kaleye bıraktı. Ve Fenerbahçe seriye devam etti.

Devamı için tıklayınız.

Mehmet Demirkol: Çakır-Emre farkı

Dün özellikle ikinci yarıda keyifle maç seyreden seyirci iki isme teşekkür etmeli. Öncelikle çok hoş bir pas oyununu ortaya koyan genç Ankaraspor’un hocası Aykut Kocaman’a... Fenerbahçe rakibine uymayı ikinci yarıda başardı ve oyun bu yüzden bu kadar keyifli hale geldi. İkinci isim ise Fenerbahçe’ye akıl katan, hücumu zenginleştiren Emre Belözoğlu... Çok uzun zamandır ilk kez bu kadar hücuma yakın oynamasına rağmen Fenerbahçe’nin rakip alana zaman zaman da olsa yığılabilmesinde onun rolü çok büyüktü. Büyük bir yüzdeyle doğru ve adam eksilten paslar atarak Fenerbahçe’yi gol bölgesine sokan, topu ayağında tutarak ve faul alarak takımını orada tutan yegâne adam oldu. Hafta içi, “kronik bir sakatlığım yok” haykırışını takip etmişsinizdir. Sakatlığı kronik olmasa da, kronik sakat olduğu için, dünyanın en iyilerinden biriyken gözden düşen ‘küçük dev adam’ dün sahanın en iyisi, takımına en fazla şey katan oyuncusuydu.

Devamı için tıklayınız.

Hasan Ali Atasoy: Havaya girmek

Fenerbahçe ne kadar yolundan çıkmışsa, Ankaraspor o kadar yolundaydı. Ev sahibi dengesizliğin, konuk takım da dengenin takımıydı. Üstelik Fenerbahçe’yi takip etmenin avantajını iyi değerlendirmiş “5’te 5” fiyakasıyla gelmişti Kadıköy’e... Daha ilk dakikalardan itibaren ‘orta saha savaşları’ şeklinde geçiyordu maç. Alex zaten yoktu, Uğur gününde değildi, Semih de erken sakatlanmıştı. Ancak Sarı-Lacivertliler sezon başından beri yapamadıkları paslaşmanın öcünü alır gibi, bu maçın ilk yarısına tamamını sığdırdılar. Mücadele, yardımlaşma ve paslaşma olarak sezonun en iyi maçıydı Fenerbahçe açısından...

Devamı için tıklayınız.

9 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe: 4 - Galatasaray: 1



Oh be, dünya varmış. Benim ve etrafımdaki bir çok Fenerbahçeli'nin çekinerek gittiğimiz karşılaşma, tam bir karnaval havası şeklinde geçti. Maç öncesi "Nazlı'nın orada" bu sezon daha önce hiç görmediğim bir atmosfer vardı. Tezahüratlar, maşaleler, işaret fişekleri... Hatta "bu meşale kokusunu koklamayalı uzun zaman olmuştu." dediğimi hatırlıyorum. Yani anlayacağınız herkes "havasındaydı" bu akşam. Stada yaklaşık bir saat önce girdiğimde tribünlerin hemen tamamının yerini almış olduğunu gördüm. Bu sezon bu kadar erkenden tribünlerin bu kadar büyük çoğunluğunun dolduğunu görmemiştim. Maç öncesi tribün şov da harikaydı. Sanki herkes maç bir an önce başlasın istiyordu. Bu arada Emre, Migros tribünü tarafından arka arkaya üç kere yumruk şova çağrılıyor, Galatasaray'ı yenmesi (!) isteniyor, o da her seferinde tribüne gidiyor, alkışla buna karşılık veriyordu.

Maç başladıktan sonra -ilk golü erken yememize rağmen- tribünlerdeki elektriğin takıma da sirayet etmiş olduğunu görmek mümkündü. Hele ilk golü yememiz, takımı daha da hırslandırmış, oyuna dört elle sarılmalarına, oyunu daha çok istemelerine sebep olmuştu. Sahanın her bölgesinde rakibe basan, topu daha çok isteyen, sonuca ulaşmayı daha çok isteyen Fenerbahçe oluyordu. Maçın başında Maldonado'yu kadroda görmemek içime su serpmişti. Maç esnasında da bu konudaki düşüncelerim, özellikle Josico'nun mükemmel oyunuyla perçinleniyordu. Çok güzel pozisyon alıyor, tam zamanında müdahalelerde bulunuyor ve takıma inanılmaz katkıda bulunuyordu. Yani topu aldığı arkadaşına geri vermiyor, ona topu nereye atması gerektiğini göstermiyordu. Semih ve Güiza, top rakipteyken defanstaki her oyuncuya deli gibi basıyorlar, Galatasaray'a oyun kurma şansı tanımıyorlardı. Daha ilk yarı tamamlanmadan herkes "üç, üç, üç" diye bağırmaya başladı. Zaten ilk yarı 3. golü bulmuş olsaydık tahminim 6 olurdu. Takım, ikinci yarıda da istekli oynunu sahaya yansıtıyor ve 3. golü buluyordu. Bu golden sonra sakin bir oyunla tempoyu rölantide tutan takımımız 4-1'lik muhteşem bir galibiyet alıyordu.

Herkesin özlediği, arzuladığı oyun buydu işte. Bu oyunun yarısını diğer maçlarda gösterseler rahatlıkla galip gelirler. Haftaya cumartesi, bu hafta da galibiyet serisine devam eden Ankaraspor'la yeniden içerde oynuyoruz. Takımımıza ve tarftarımıza sonsuz başarılar.

7 Kasım 2008 Cuma

Arsenal: 0 - Fenerbahçe: 0


Arsenal -Fenerbahçe
Atılan gol: 0-0
Kaleyi bulan şut: 6-3
Uzak şut: 7-3
Sarı kart: 2-3
Kırmızı kart: 0-0
Faul: 17-17
Korner: 6-2
Ofsayt: 0-2
Topa sahip olma (süre): 37' 34'' - 21' 52''
Topa sahip olma (%): 63% - 37%
Bunlar maçın istatistikleri. Bir de realiteleri var: Kazım, Maldonado ve Roberto Carlos. Bana göre değişikliklerin hepsi yerindeydi. Sadece Kazım'ın yerine Deivid mi Ali Bilgin mi tartışılır ama hocanın defans veya hücum tercihine göre ikisi de olabilirdi bence. Maçın başında kadroda Maldonado'yu görünce oldukça ümitsizliğe kapıldım. Saçını da kestirse, yeni bir imagemaker ile de anlaşsa benim şahsen sıtkım sıyrıldı kendisinden. Olmuyor, olmuyor. Topu ayağına alıp en yakın arkadaşına verdikten sonra ona hep nereye atması gerektiğini gösteriyor. Niye? Oraya kendisi neden atmıyor? Ben anlayamadım ve artık analamaya çalışmak da istemiyorum çünkü yorulmaya başladım.
Gelelim Kazım'a... Maç boyunca -en azından oyunda kaldığı süre boyunca- hiç bir şey yapmadı. Bunu iyi irdelemek için özellikle topsuz oynarken neler yaptığını izledim. Hiç. Koca bir hiç. Koşmadı bile. Eli belinde yürüdü durdu. Evet, sadece yürüdü. Bu kadar isteksiz ve vurdumduymaz bir oyuncu ben görmedim. Kendisine en kısa zamanda teşekkür edilmeli bence.
Roberto Carlos'un neler yapmadığını Vederson girdikten sonra daha iyi anlıyor insan. Vederson girer girmez bir depar atmak zorunda kaldı. O pozisyonda Roberto Carlos'u düşünebildiniz mi? Ben şahsen düşünemedim.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen altın değerinde bir puandır alınan. Eğer Porto, Dinamo Kiev'i yenmeseydi daha da harika olacaktı çünkü bu ikisinden Porto ile içerde oynadığımız için bir sıra yukarı çıkmak daha kolay olurdu. Ancak Porto'yu yenersek, Kiev'den en kötü ihtimalle UEFA'ya yetecek sonucu alacağımıza inanıyorum.
Umarım kendimize yakışan oyunu Pazar günü sahaya yansıtarak Galatasaray'ı eli boş gönderiririz.

2 Kasım 2008 Pazar

Eskişehirspor: 2 - Fenerbahçe: 2

10 kişi kalan rakibe karşı berabere kalıyormuşuz. Sebep: Biz de 10 kişiyiz çünkü. Maldonado'nun oynadığına futbol denemez. O farklı bir şey oynuyor da ben mi farkında değilim anlayamadım. Maldonado'nun ilk 11'de başladığı maçların istatistiklerini çıkardım: Ligde 7 maçta ilk 11 başlamış. 2 galibiyet, 4 mağlubiyet, 1 beraberlik. Galip gelinen maçlar Büyükşehir Belediye ve Gençlerbirliği maçları, berabere kalınan maç da bu Eskişehir maçı ki hepsinde rakip takım oyuncuları kırmızı kart gördüler. Ne tesadüf değil mi? Bu arada Şampiyonlar Ligi'ndeki 3 maçta da Maldonado ilk 11 başlamış. 1 beraberlik, 2 mağlubiyet. Maldonado'nun ilk 11 başlamadığı maçlar ise Kocaelispor ve Bursaspor maçları... Bu istatistikten sonra maç öncesi kadroyu görünce iddaa mı oynasam acaba?
Not: Ankaraspor bu hafta da Bursaspor'u Bursa'da yendi...

30 Ekim 2008 Perşembe

Ankaragücü: 0 - Fenerbahçe: 1

Fortis Türkiye Kupas D Grubu ilk maçında Ankaragücü ile deplasmanda karşılaşan takımımız, Semih`in 6.dakikada attığı tek golle galip geldi. Uzun bir süre sonra Tümer Metin`in ilk onbirde başladığı maçta, Teknik Direktörümüz Aragones yedek oyuncularımızdan kurulu bir kadro tercih etti. Tümer gibi sezon başında yaşadığı sakatlık nedeniyle forma şansı bulamayan Vederson da karşılaşmanın ikinci yarısında görev aldı. Her iki takımın da sıkça top kaybı yaptığı mücadele, futbol açısından adeta bir antrenman havasındaydı. Colin Kazım`ın 71.dakikada kırmızı kart görerek ihraç edildiği mücadelenin hakemi Hakan Özkan da vasatı altında kalanlara ayak uydurdu.
Volkan Babacan, Ali Bilgin, Edu Dracena, Yasin Çakmak, Roberto Carlos, Deniz Barış, Josico, Tümer Metin, Colin Kazım, Semih Şentürk ve Burak Yılmaz ilk onbiriyle mücadeleye başlayan takımımızda 6.dakikada Semih`in rakip kaleye 22 metreden gönderdiği şut, rakibe çarpmanın da etkisiyle ağlarla buluştu. Oyuna bir türlü ağırlığını koyamayan takımımız, orta alanda yapılan pas hatalarıyla rakip sahada çoğalamadı. Oyuncularımızın bireysel becerileriyle sonuca gitmeye çalıştığı gözlemlenirken, rakibe ciddi bir pozisyon verilmedi. Ünal Karaman`la kan değişimi yapan başkent ekibinin de Fenerbahçe'mizin oyununa ayak uydurması, karşılaşmayı seyir zevkinden uzaklaştırdı.

71.dakikada Colin Kazım, kendisine yapılan faulün takımımızın aleyhine verilmesi üzerine karşılaşmanın yan hakemine yönelik sözlerinden dolayı oyundan ihraç edildi. Bu dakikadan sonra en azından bir beraberlik diyen Ankaragücü`nün çabaları sonuç vermeyince karşılaşma takımımızın 1-0 galibiyetiyle sonuçlandı.

Takımımız, 1.Kasım.2008 Cumartesi günü deplasmanda Eskişehirspor`la karşılaşacak.

27 Ekim 2008 Pazartesi

Fenerbahçe: 5 - Bursaspor: 2

Bu maçı Maraton Alt Tribün'de Bursaspor taraftarına yakın bölümden izleme fırsatı buldum. Ve Fenerbahçe taraftarının tüm tahriklere rağmen temiz bir maç çıkarmasını hayranlıkla karşıladım. Bir yandan hakemin -bence art niyetli- kararları, bir yandan da Bursaspor taraftarının tahriklerine rağmen hiç bir tribün olayı yaşanmaması, tamamen Fenerbahçe taraftarından dolayıdır. Aynı taraftar Selçuk'un kırmızı kart ile oyun dışı kalmasına tepki gösterdi mi? Hayır. Çünkü taraftar farkında neler olup bittiğinin. Alex'in verilmeyen penaltısı sonrası hakemin Alex'e doğru bir koşuşu var, dövmeye gidiyor zannettim. Bir de Edu'nun topu fırlatması sonrası kart arayışını alıcı gözle izlemenizi tavsiye ederim. O ne heyecan öyle: Hakem dediğin biraz soğukkanlı olur. Sahadaki herkes ve her şey senin emrine amade. Sen böyle hareketler yaparak otoriteni neden sarsıyorsun ki? Amacıma döneyim: Taraftar tüm bu olumsuzluklara rağmen soğukkanlı olabiliyor. Hele Bursaspor taraftarı ve Aziz Yıldırım'a ettikleri küfürler. Maç içerisinde çok düşündüm. O maç boyunca yapılan kötü tezahürata son vermek isteyen bir yönetici bunu isterse yapabilir. Eğer bu yapılmıyorsa yöneticiler istemediğindendir. Başka bir açıklaması yok.
 
Gelelim takıma ve oyuna: Bursaspor'un Galatasaray'ı yenerken Yusuf'un performansından ders alınmış olunacak ki, Selçuk ve Jose Joaquin Moreno Verdu -kısaca Josico- ile orta sahayı tutmak istedi takım ve bunda da başarılı oldu. Tabi Türkiye Ligi'nde tüm bunlar sayesinde başarılı olmak mümkün. Ama Avrupa'da olmuyor işte. Bugün 5 gol attık diye 2 gün önce söylenenleri yadsıyacak değiliz. Çünkü 2 gün önce söylenenler sadece Fenerbahçe'nin değil tüm Türk takımlarının problemi. Çıkıp Arsenal'le oynadığınızda gözünüze sokuyorlar bunu, olup bitiyor.
 
Son pargraf Deivid'e: Golle dönmesi muhteşem oldu. Sezonun hazırlık kampının ilk gününde Deivid'in sakatlanmasıyla başlayan kabus, Deivid'in attığı golle sona ermiştir umarım.
 
Not: Ankaraspor kazanmaya devam ediyor.

23 Ekim 2008 Perşembe

Fenerbahçe: 2 - Arsenal: 5


STAT: FB Şükrü Saracoğlu


HAKEMLER: Peter Fröjdfeldt, Henrik Andren, Magnus Sjöblom (İsveç)


FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan (Burak Yılmaz dk. 79), Edu, Lugano, Roberto Carlos, Maldonado (Ali Bilgin dk. 52), Selçuk, Uğur, Ale, Semih, Guiza YEDEKLER: Volkan Babacan, Yasin, Josico, Gürhan, İlhan ParlakTEKNİK DİREKTÖR: Luis Aragones


ARSENAL: Almunia, Eboue, Song, Silvestre, Clichy, Walcott (Djourou dk. 84 ), Fabregas, Diaby (Ramsey dk. 73), Denilson, Nasri, Adebayor (Vela dk. 86)YEDEKLER: Fabianski, Bendtner, Gibbs, Van PersieTEKNİK DİREKTÖR: Arsene Wenger


GOLLER: Adebayor (dk. 10), Walcott (dk. 11), Silvestre (dk. 19 K.K.), Diaby (dk. 21), Song (dk. 49), Guiza (dk. 78), Ramsey (90+4)


SARI KARTLAR: Song, Diaby (Arsenal), Selçuk, Lugano, Semih (Fenerbahçe)

19 Ekim 2008 Pazar

Kocaelispor: 2 - Fenerbahçe: 3

Dün bir kere daha görüldü ki, problemimiz oyunu iki yönlü oynayabilen orta saha eksikliği... Buna Uğur da dahil, Kazım da... Umarım bu problem Arsenal maçında başımıza iş açmaz.


Not: Bugün bütün TV programlarında Yılmaz Vural vardı. Gündüz NTV'de, akşam TRT'de, çıkmış propaganda yapıyor: "Yediğimiz golden önce faul vardı."; "Hakem neden maçı 5 dakikadan fazla uzattı?" diye kapı kapı gezinip dert yanıyordu. "Tersi olsaymış hakem nasıl düdük çalarmış?" vs. vs. Kanallar da rating uğruna buna çanak tuttular.

Kimin jübilesi vardı dün merak ettim. Çünkü jübile maçı gibiydi. Kocaelispor defans yapıyor, pozisyon veriyor. Fenerbahçe savunmada her türlü pozisyon veriyordu. Şutla, araya atılan toplarla, duran toplarda, yan ortalarla... Yani ilginç bir oyundu.Fenerbahçe, Selçuk'un yanına hatta biraz önüne Alex'i çekmişti. Hazırlık pasları Alex ile başlıyordu. Savunma göbeğinde oynayanların yapıları itibariyle böyle bir becerileri olmadığı için başka da çare yoktu. Semih de top rakipteyken orta sahaya yardımcı oluyordu.
Devamı için tıklayınız.
Neden Semih olduğu zaman, Alex geriye çekilmek zorunda? Semih, Güiza, Alex, Fenerbahçe’nin en elle tutulur tarafı Kocaelispor ikinci yarıda Fenerbahçe’nin orta sahasız kopuk oyununa belki de yorgunluktan ve mecburiyetten uymasa neler olurdu acaba?
Devamı için tıklayınız.
Sezon başından beri futboldan uzak, saplantıların eşiğinde bir yorum vardı Fenerbahçeli bir futbolcu üzerine.. "Uğur Boral’ın olduğu kanat işlemiyor. Bu oyuncu Fenerbahçe’ye zarar veriyor.."Dün de skor 1-1 giderken günah keçilerinden biri olacaktı Uğur.. Ama öyle bir gol attı ki, hem kendine karşı yapılacak eleştirileri susturdu hem de Aragones’e bir haftalık da olsa rahat nefes alma şansı tanıdı.. Ama Aragones bu.. Vazgeçer mi inadından?
Devamı için tıklayınız.
Birinin puanı yok, diğerinin deplasman galibiyeti. İkisinde de moral yok ama Fenerbahçe’de kudret de, kuvvet de yok. Birinin yıldızları ve millileri çok, diğerinde bunların hiçbiri yok. Birinin hedefi şampiyonluk, diğerinin hedefi ligde kalabilmek.
Devamı için tıklayınız.

6 Ekim 2008 Pazartesi

2 Ekim 2008 Perşembe

Fenerbahçe: 0 - Dianamo Kiev: 0

Maç yazısını iki gün geciktirdim. Sebebi bir kaç maçı daha seyredip biz nasıl adam oluruz için bilgi toplamaktı. İki gündür Arsenal ile Liverpool'un maçlarını detaylı olarak izledim. Ve onların kadrolarının yerine bizim adamları koydum. Fakat olmadı maalesef. Hani bizim yere göğe koyamadığımız Güiza var ya, hani onun yaptığı pres var ya, hem Liverpool'da hem de özellikle Arsenal'de aynı presi sağ açığın ve sol açığın yaptığını düşünün, buna bir de ikinci forvetin eklendiğini düşünün, öyle bir futbol oynuyor adamlar. Yani gözünüzde bir canlandırın: Rakip kendi yarı sahasından sol bekle çıkmak istediğinde Güiza oraya doğru koşup baskı yapıyor, aynı adama Kazım da baskı yapıyor, aralarında pas verilebilecek boşluğa da Alex hareketleniyor. Aynı kurguyu sağ bek için düşündüğünüzde yukarıdaki senaryoda Kazım'ın yerine Uğur'u koyun. Oynadıkları oyun bu işte. Yani özünde adamlar oyunu top rakipteyken kuruyor. Biz ise geriye yaslanıp topu karşıladıktan sonra topu Alex'e verip onun yaratıcılığı sayesinde etkili olmaya çalışıyoruz. Peki geçen seneden bu yana ne değişti?
Deivid ve Vederson...
Evet, bu kadar basit. Maç günü FB TV'de geçen seneki Inter maçını da alıcı gözle seyrettim. Bu takımdaki tek fark Aurelio mu diye. Hayır, değil. Hatta o maç Aurelio vasatın çok da altında bir oyun oynamış. Ama özellikle Deivid ve Vederson oynadıkları oyunla oldukça etkili olmuşlar. Hatta hatırlayın o maçta Aurelio'nun yanında kim oynadı: Deniz Barış. Bugünkü kadroda en büyük eksiğimiz Aurelio değil, bence Deivid ve Vederson. Dinamo Kiev maçını önyargılarımızdan kurtularak izlediğimizde en etkili oyunculardan biri kimdi biliyor musunuz? Selçuk Şahin. Bilirsiniz ben gizli kahramanlar bulmaya bayılırım. Bu maçın da gizli kahramanı bence Selçuk idi. Evet, Selçuk'un oyun stilinden ben de pek hoşlanmıyorum ama maalesef bu kısır maçta böyle... Aurelio ile ilgisi şu: her ne kadar tam olarak yerini tutmasa da Aurelio'nun yerine Selçuk da olabilir. Ama bu maçta şöyle bir kadro elimizde olsaydı bir düşünün nasıl olurdu?
---------------------Volkan---------------------
Gökhan-------Lugano-------Edu-------R.Carlos
-------------Selçuk----------Emre--------------
----Deivid-----------Alex---------Vederson----
---------------------Güiza----------------------
Tabi oyun anlayışına göre daha Semih de konabilir buraya. Yani uzun lafın kısası bizim hücum pres yapmamızı sağlayacak Deivid ve Vederson gibi oyuncular olmazsa takım olarak başarılı olmamız çok zor.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Sivasspor: 2 - Fenerbahçe: 1

Bu skordan sonra şunu düşündüm: Sadece evimizde oynanan 17 maçı kazanırsak 51 puan yapar. Geçen seneki puan durumuna göre bu da 5.lik demek. Eh fena değil (!) Canım bir de neye sıkılıyor biliyor musunuz? Bugün UEFA'nın açıklamasına göre Turkcell Lig Şampiyonu, seneye Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılacakmış. Yani şampiyon olamazsak, şampiyon olan takım sayemizde doğrudan Şampiyonlar Ligi'ne kalacak demek. Nasıl ama...

23 Eylül 2008 Salı

Sinema: Aşk Tutulması

Yapım : 2008, Türkiye
Tür : Komedi / Romantik
Yönetmen : Murat Şeker
Senaryo : Murat Şeker, Selami Genli
Oyuncular : Murat Akkoyunlu, Erhan Emre, Ayten Uncuoğlu, Fahriye Evcen, Ali Erkazan, Sarp Apak, Suzan Aksoy, Tolgahan Sayışman, Filiz Ahmet, Feridun Düzağaç, Yasemin Öztürk, Tim Seyfi, Rahşan Gülşen
Yapımcı : Murat Şeker
Gösterim Tarihi : 24 Ekim 2008

Tims Productions & Sugarworkz (Timur Savcı&Murat Şeker) ortak yapımı olan “Aşk Tutulması”nın, 21 Haziran’da başlayan çekimleri, 4 haftalık bir sürede tamamlandı. 24 Ekim 2008’de Medyavizyon dağıtımıyla sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan filmin başrollerinde “Elveda Rumeli” dizisi ile çıkış yapan Tolgahan Sayışman ve “Yaprak Dökümü” dizisinin başarılı ismi Fahriye Evcen’i izleyeceğiz. Filmin fragmanını ise, Amerika’da “Kill Bill”, “Scary Movie”, “Scream”, “The Others” ve “Gangs of Newyork” gibi birçok Hollywood filminin fragmanlarını yapmış olan Göktuğ Sarıöz hazırladı.

Fanatik bir Fenerbahçe taraftarı olan Uğur, bir ilaç mümessilidir. Gündelik hayatında gayet sakin bir kişiliği varken söz konusu futbol olduğunda bambaşka bir adam olmaktadır. Kazanma arzusu ve totemler onu diğer fanatiklerden ayıran en büyük özelliğidir. Annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan Uğur, annesinin evlenme baskısından sıkılmıştır. Söz konusu evlilik olduğunda Pınar da aynı baskıyı annesinden görmektedir. Trafik kazası sonucu tesadüfen Pınar ile Uğur tanışırlar. Bu tanışma hem Uğur’un ve hem de Pınar’ın hayatında köklü değişikliklere neden olacaktır.


21 Eylül 2008 Pazar

Fenerbahçe: 3 - Gençlerbirliği: 0


Alex, Güiza, Önder ve Volkan... Maçın tüm özeti bu...

Alex'in golünden sonra tribündeki konuşmalardan biri aklımdan hiç çıkmıyor:

"Bir tek kral var, o da Alex!!!"

Evet, gerçekten de durum aynen böyleydi. Alex, bu sene belki de en etkili futbolunu oynuyor şu ana kadar. Bir iki kişi de ona ayak uydurmaya çalıştı mı galibiyet çok daha kolay oluyor.

Güiza, dün gol atamamış dahi olsaydı, çalışkanlığı, arzusu, takıma kazandırdığı toplarla çok faydalı bir oyun sergiledi. Saha içerisinde, hava toplarına çıkarken rakibine karşı aldığı pozisyon, ofsayta düşmemek için gösterdiği çaba, sürekli boş alana kaçarak kendine pozisyon yaratması gibi detaylara sürekli dikkat ederek kendisinin ne kadar kaliteli bir futbolcu olduğunu gösteriyordu.

Önder, maçın gizli yıldızlarındandı. Her müdahalesi yerindeydi ve hatasız oynadı. Top rakipteyken sergilemiş olduğu kademe anlayışı, hava toplarındaki hakimiyeti ve hiç pozisyon hatası yapmamış olması onu maçın gizli yıldızı yapıyordu. Sadece bir tek kafa topu hariç rakiple yükseldiği tüm kafa toplarında topu kazanmasını bildi. Esas bölgesinin sağ kanat değil, stoper olduğunu bir kez daha gösterdi.

Volkan Babacan, herkesde "Acaba Volkan Demirel'in yerine sürekli o mu oynasa?" etkisi bıraktı. Zamanlaması ve dikkati ile tüm tecrübesizliğini gizledi ve uzun yıllar Fenerbahçe kalesini koruyabileceğinin sinyallerini verdi.

Gelelim kanat organizasyonlarına: Maalesef her iki kanat da özellikle ilk yarı istenileni veremedi. Tabi bunda Emre ve Maldonado'nun kendi taraflarındaki kanatlara hiç yardıma gitmemeleri büyük rol oynadı. Gökhan-Burak ve Carlos-Uğur ikilileri orta sahadan bu destek gelmeyince tek bir çizgi üzerinde pek etkili olamadılar. Ancak ikinci yarının başlamasıyla özellikle Emre'nin sol kanada daha yardımcı olması bu bölgedeki üretkenliği daha da arttırarak sonuca kolay gidilmesini sağladı. Zira gollerin tamamı sol kanat organizasyonlarından geldi.

Sonuçta, takım toparlanacak ama umarım çok geç olmaz.

Herkese iyi haftalar...

Alaattin Metin: Profesör olaya el koyunca
...Aragones’e yanlışlarını söyleyecek bir cesur yürek yok mu! Bu maçın perde arkasında bir kriz toplantısı ve diriliş uyarısı var. Nedeni de; Roberto Carlos’un silkelenip kendine gelmesi. Hatasız ve istekli olması. Maç eksiği olmasına rağmen Emre’nin uyumlu görünmesi. Gökhan’ın az da olsa kanat bindirmeleri yapması. En önemlisi ise herkesin korktuğu tecrübesiz Volkan’ın kalesinde hatasız oynaması. Çok fazla iş düşmedi ama biraz seyirci desteği, biraz da önünde oynayan defans oyuncularının yardımı ile başarılı bir maç çıkardı. Şunu söylemek istiyorum;Vederson ile Deivid gelince bu takım çok farklı olur. Önemli olan bu zor günleri az puan kaybı ile atlatmak. Bunun da yolu çalışmak ve destekten geçiyor...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Gürcan Bilgiç: Bir şey değil; her şey
...Hepimizin gözü aslında Volkan Babacan'ın üstündeydi. Zamanlaması ve soğukkanlı duruşu ile hatasız oynadı. Tüm takımın iyi mücadele etmesi, G.Birliği takımının maçı pozisyonsuz bitirmesi, bu zor maçta şansıydı...
...Son sözler Güiza'nın hakkı. İlk yarıyı neredeyse ayağına top değmeden bitirdi. Ama kendisini hep maçın içinde tuttu. Her topa pres yaparak enerjisini sakınmadı ve Carlos'un enfes pasında da hak ettiği golü buldu. Taraftar takımının desteğe ihtiyacı olduğu anda tribünlere koşarak geldi. Kötü oynasa bile forması için mücadele edene övgüsünü sakınmadı. F.Bahçeli futbolcular bu ince ayrıntıyı iyi değerlendirsinler. Bu tutkuyu yabana atmasınlar, yanlarında tutsunlar, karşılarına(!) almasınlar...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

Hasan Ali Atasoy: Ayaklanma
Depresyondaydı, özgüven kaybına uğramıştı, kendinden, zirveden ve taraftarından iyice uzaklara, kurulmuş tuzaklara düşecekti. Hava soğuktu ama kayıp sözcüğü kutup soğuğuydu. Rüzgarın şiddeti, camia içinden ve dışından estirilen bozgun rüzgarlarının yanında meltem sayılırdı. Şeytanın sadece bacağının değil, mevcut bütün kemiklerinin ve kıkırdaklarının ortopediye sevki gerekiyordu. Çünkü ahvâl ve şerait, dahili ve harici bedhahtların arayıp da bulamadığı türdendi. En çok korktuğunuz şey, en çok korktuğunuz zamanlarda başınıza gelirdi ne de olsa...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

18 Eylül 2008 Perşembe

Porto: 3 - Fenerbahçe: 1

Arsenal'in grup lideri olacağını varsayarsak bu grupta çekişeceğimiz, bizim en büyük rakibimiz Porto olarak görünüyordu. Keza hatırlarsak geçen sene özellikle PSV ile çekişmiş, deplasmanda aldığımız beraberlik sayesinde 2. tura çıkabilmiştik. Bu akşam bu olmadı. Bence yönetim yanlış hedef koyuyor. Geçen sene çeyrek finale kaldık, bu sene yarı final, seneye de final... Iıııh ıh. Hedef böyle olmaz. Biz bu sene Şampiyonlar Ligi'ne 3. torbadan girdik. Rakiplerimiz de buna çanak tuttular tabiki. Ama hedef bu olmalı. Şu unutulmamalıdır ki bizim geçen sene sonuna kadar 5 yılda toplamış olduğumuz puan 51'di ki, bunun 20'si geçen sene alınmıştır. Son 5 yılda alınan puanlar şu şekilde:
03/04: 2,1450
04/05: 10,7735
05/06: 7,3200
06/07: 11,0130
07/08: 20,2175
Toplam: 51,469
Bu sene sonunda 5 yıl önce alınmış olan 2,1450 puan değerlendirme dışı kalacak ve bu sene alınan puanlar eklenecek. Bu durumda geçen sene kadar puan değil, 12-13 puan dahi alınsa bizim toplam puanımız 60'ın üzerine çıkacak. Bu sene 2. torbanın en düşük puanlı takımı 66 puanla Juventus. Evet 66. Evet belki bu sene 2. torbaya girmek imkansız denecek kadar zor ama bu bir takımın standart olarak her yıl 13 puan almasına denk düşüyor ki bu da gruptan çıkmak demek. Bu durumda bizim en gerçekçi hedefimiz her sene için gruptan çıkmak olmalı.
Ancak bu akşam Porto'dan alınan mağlubiyet maalesef ama maalesef gruptan çıkmamızı oldukça riske edecek bir sonuç oldu. Bu durumda 3. olup UEFA'ya gidebilmek de bizim için iyi sonuç sayılabilir. Evet, maalesef beklentilerimizi düşürmek zorundayız, ama bu sene sıra yarı finalde demek de ütopyadan başka bir şey değildir. Zira bu mantıkla her sene Manchester United'ın şampiyon olması gerekir. Sonuç: Bu akşam alınan sonuçtan sonra hedefimiz 3. olup UEFA'ya gitmek olmalıdır.

13 Eylül 2008 Cumartesi

"Can"ım yanıyor "can"ım!!!

Böyle maçlardan sonra "can"ım çok sıkılıyor, hem de çoook... İçimi rahatlatacak, avunacak bir şeyler aranıyorum. Maç içerisinde gol pozisyonlarımız fazlaymış, geçen senenin aynı maçlarına baktığımızda sadece 2 puan gerideymişiz, yok yok yok, hiç biriyle avunamıyorum. Antu'ya göz gezdirdim, insanlar çok karamsar. Belki bu derece karamsar olmanın anlamı yok ama sakatlarımızın düzelene kadar atı alanın Üsküdar'ı geçecek olması "can"ımı çok sıkıyor. Şampiyonlar Ligi ile avunalım diyorum, Süper Lig olmadan o da olmayacak, eee, sonuç? Sonuç monuç yok. Bu sevgiyi içimizden kimse koparıp alamayacağına göre desteklemekten başka çare yok.

1 Eylül 2008 Pazartesi

Yorum: Fenerbahçe: 2 - İ.B.B.Spor: 0



Bu hafta maça çocuklarla gittiğimiz için maçı analiz yapabilecek kadar derinlemesine izlediğimi söylersem yalan olur. Yer yer ve zaman zaman ellerindeki "Power Rangers" oyuncakları ile daha çok ilgilenmek zorunda kaldım. Tüm bu şartlara rağmen dikkatimi çeken konular şunlar oldu:

Rakibi oynatmamak için sertliğin her türlüsüne başvurmak ne zamandan beri mücadeleci futbol olarak adlandırılıyor ben anlamadım. Hani okulda hep kötü notu hocanın verdiğinden, iyi notu ise öğrencinin aldığından bahsedilir ya bu da onun gibi oldu. Sanki İ.B.B.Spor'lu oyuncular hiç bir şey yapmadılar da, hakem durduk yere kırmızı kart verdi gibi bir hava estiriliyor iki gündür. Dünkü futbolu gördüğümüzde sakat vermediğimiz için şükretmek lazım. Gerçi Güiza'nın baldırında ödem oluşmuş ama önemli bir şey olduğunu zannetmiyorum. Dün tribünde Mustafa, geçtiğimiz sezon hiç bir rakibimizin kırmızı kart görmemiş olduğunu söylediğinde çok şaşırdım. Araştırdım gerçekten öyle... Düşünebiliyor musunuz koca bir sezon ligde hiç bir rakibimiz kırmızı kart görmemiş. Şimdi bir anda iki oyuncu birden kırmızı kart görünce takım da şaşırdı taraftarlar da... Hatta oyuncular ne yapacaklarını bilemediklerinden ilk kırmızı karttan sonra daha az pozisyona girer oldular. Ama yine de geçen seneki İ.B.B.Spor maçını düşündüğümde dünkü maçın (özellikle kırmı karta kadar olan kısmında) daha pozitif geçtiğini söylemek yerinde olur. Her ne kadar gol atamamış olsa da Güiza'nın tüm pozisyonlarda çok büyük katkısının olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle ilk kırmızı kart pozisyonunda sadece Güiza'yı seyretmenizi tavsiye ederim. Önce yağtığı presle Okan'ın pas hatası yapmasına sebep oluyor, ardından Semih ile yaptığı ver-kaç sonrası "ok" gibi ileri fırlıyor ve pozisyonda kendisine avantaj yaratıyor. Sonrasında da kırmızı kart... Bu pozisyonda, hafta içerisinde kulüp hakkında ileri geri konuşan Kezman'ı düşündüm sonra... Ve güldüm kendi kendime... Yani geçen seneki maçı ve oyuncuları düşündüğümde takımın oyunu çok daha pozitif geldi bana. Ama aynı düşünceleri kanat bindirmeleri için paylaşamıyorum maalesef. Tam takım olabilmemiz için sakatların iyileşmesini beklemek gerekecek anlaşılan. Yalnız bu arada Şampiyonlar Ligi'nde bence grubun en kritik maçı olan ilk maça, yani 17 Eylül'deki Porto deplasmanına sakatlar yetişmiyor. Ama yine de sahaya çıkacak tüm oyuncuların ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarına inanıyorum.

Bu arada Ümit Özat'a da büyük geçmiş olsun...

28 Ağustos 2008 Perşembe

Analiz: Kura yorumu

Tüm gruplarda sadece ilk iki torbadaki takımların geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde toplanan puanlarını değerlendirdiğimizde bizim grubumuz en kuvvetli 6. grup olarak görülüyor. Bu sıralamanın en başında Manchester United ve Villareal'in yer aldığı E Grubu geliyor. 2. sırada Chelsea ve Roma'nın bulunduğu A Grubu, 3. sırada da Barcelona ve Sporting Lizbon'un bulunduğu C Grubu bulunuyor. Bu sıralamanın en sonunda da Real Madrid ve Juventus'un bulunduğu H Grubu bulunuyor. Birbirine en denk takımları incelediğimizde ise B Grubu'nda Inter, Werder Bremen ve Panathinaikos'un birbirlerine en yakın takımlar olduğunu görüyoruz ki bizim yer aldığımız G Grubu bu açıdan da 2. sırada yer alıyor. Uzun lafın kısası grubumuz hiç de fena değil. Yeter ki kazanamayacağımız maçları kaybetmemeyi, en kötü ihtimalle berabere kalmayı becerebilelim.
Not: Maç takvimi incelendiğinde Fenerbahçe'miz içerideki 3 maçı da Salı günü oynuyor. Küçük bir detay...

Rakiplerimizi Tanıyalım


Arsenal: Fenerbahçe'mizin 20,2175 puan topladığı geçen sene Arsenal, 23,8985 puan toplamıştır. Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde grubunu Sevilla'nın ardından 2. sırada tamamlayan Arsenal, 2. turda Milan'ı 0-0 ve 2-0 ile elemiş, çeyrek finalde Liverpool'a 1-1 ve 2-4'lük sonuçlarla elenmiştir. Premier Lig'i Manchester United ve Chelsea'nin ardından 3. sırada bitirmiştir. Lehmann, Flamini, Senderos, Gilberto Silva, Hleb gibi yıldızlarını kaybeden Arsenal'in en büyük kozu ise şüphesiz Cesc Fabregas ve Van Persie. Kadrosunu sadece Manchester United'dan Mikael Silvestre ve Marsilya'dan Samir Nasri''yi alarak takviye eden Arsenal, genç oyuncularla mücadele etmeyi tercih eden bir kulüp görünümünde.

2005-2006 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde final oynayan Arsenal, rakibi Barcelona'ya 2-1 mağlup olmuşu. 1996'dan bu yana deneyimli teknik direktör Arsene Wenger yönetiminde mücadele eden Arsenal, tarihinde 10 kez Premier Lig şampiyonluğu, 10 kez FA CUP'ı kazandı. Maçlarını 60 bin kişilik Emirates Stadı'nda oynayan Arsenal, taraftar gücünü oldukça iyi kullanan bir takı

KADROSU:
1 Manuel Almunia
2 MF Abou Diaby
3 DF Bacary Sagna
4 MF Cesc Fàbregas
5 DF Kolo Touré
6 DF Philippe Senderos
7 MF Tomáš Rosicky
8 MF Samir Nasri
9 FW Eduardo
10 DF William Gallas
11 FW Robin Van Persie
12 FW Carlos Vela
14 FW Theo Walcott
15 MF Denílson
16 MF Aaron Ramsey
17 MF Alexandre Song
20 DF Johan Djourou
21 GK Lukasz Fabianski
22 DF Gaël Clichy
24 GK Vito Mannone
25 FW Emmanuel Adebayor
26 FW Nicklas Bendtner
27 DF Emmanuel Eboué
30 DF Armand Traoré


Porto: Geçtiğimiz sene Beşiktaş'ın yer aldığı A Grubu'nda grup lideri olarak ikinci tura kalan Porto, Schalke 04'e penaltı atışları sonucunda elenerek 16,6160 puan toplayabilmiştir. 2003/2004 yılında Monaco'yu finalde 3-0 devirerek Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Porto, Devler Ligi'nin müdavimlerinden. Kadrosunda Quaresma, Lisandro Lopez, Raul Meireles, Cristian Rodríguez, Tarik Sektioui ve Nuno gibi önemli yıldızları bulunan Porto, maçlarını 50,476 kişilik Estadio do Dragao Stadı'nda oynuyor.

KADROSU:

1 Helton
2 Bruno Alves
3 Pedro Emanuel
4 Milan Stepanov
5 Nelson Benítez
6 Freddy Guarín
7 Ricardo Quaresma
8 Lucho González
9 Lisandro López
10 Cristian Rodríguez
11 Mariano González
12 Hulk
13 Jorge Fucile
14 Rolando
15 Lino
16 Raul Meireles
17 Tarik Sektioui
18 Mario Bolatti
19 Ernesto Farías
20 Tomás Costa
21 Cristian Sapunaru
23 Candeias
24 Hugo Ventura
25 Fernando
26 Tengarrinha
29 Rabiola
33 Nuno

Dinamo Kiev: Geçen sene F Grubu'nda Manchester United, Roma ve Sporting Lizbon'un ardından hiç puan alamayarak elenen Dinamo Kiev tüm şampiyona boyunca toplamış olduğu bonus puanlar ile birlikte toplam 4,6085 puan toplayabilmiştir. Dinamo Kiev, 1974-75 ve 1985-86 sezonlarında olmak üzere iki kez UEFA kupasını müzesine götürürken, 1975 yılında da Süper kupayı kazanma başarısı gösterdi. Geçmişi başarılarla dolu Ukrayna takımı, tarihi boyunca 22 kez şampiyonluk sevinci yaşadı. Sovyetler Birliği döneminde 13 kez şampiyon olan Dinamo Kiev, kendi ülkesinin liginde ise 11 kez mutlu sona ulaştı. 8 kez Ukrayna kupasını müzesine götüren Fenerbahçe'mizin rakibi, 2 kez de Ukrayna Süper kupasını kazandı.

1927 yılında kurulan Kiev temsilcisi, Şampiyonlar liginde de 1977, 1987 ve 1999'da yarı finale, 1973, 1976, 1982, 1983, 1992 ve 1998'de de çeyrek finale kadar yükselmeyi başarmıştı.

KADROSU:
1 GK Oleksandr Shovkovsky (Captain)
2 DF Oleh Dopilka
3 DF Betão
4 MF Tiberiu Ghioane
5 MF Ognjen Vukojevic
6 DF Goran Sablic
7 MF Corrêa
8 MF Oleksandr Aliev
9 MF Mykola Morozyuk
10 FW Ismaël Bangoura
15 DF Pape Diakhaté
16 FW Maksim Shatskikh
17 MF Taras Mikhalik
20 MF Oleh Husyev
21 GK Taras Lutsenko
22 FW Artem Kravets
23 DF Oleksandr Romanchuk
25 FW Artem Milevsky
26 DF Andriy Nesmachniy
30 DF Badr El Kaddouri
31 GK Stanyslav Bohush
33 FW Emmanuel Okoduwa[6]
36 MF Miloš Ninkovic
37 MF Ayila Yussuf
49 FW Roman Zozulya
55 GK Oleksandr Rybka
70 FW Andriy Yarmolenko
— FW Frank Temile
— MF Roman Eremenko

Disco Disco Partizane






Oh be, rahatladık sonunda. Dün gün içerisinde esen onca fırtınaya rağmen (belki de onca fırtına sayesinde demek gerekir.) Fenerbahçe'miz karşılaşmadan galip ayrılmayı bildi. Dün en son Emre'nin de kadrodan çıkarılmasının ardından herkesin içinde kuşkular oluşmuştu. Ancak ben de dahil kimse Semih'in Emre'nin yerine oyuna girerek böyle müthiş bir performans ortaya koyacağını beklemiyordu. Emre yerine sakat da olsa Semih'in oynaması takımı ateşleyen bir güç olmuştu. Takım dün akşam Gaziantepspor maçından farklı olarak istekli ve mücadeleciydi. Takım kurgusu eksik oyuculardan dolayı tam oturmuş olmasa da tüm oyuncular istekli ve mücadeleciydi. Bütün bunların neticesinde takımmız karşılaşmayı kazanarak önemli de bir gelirin sahibi oldu.



Gelelim tribünlere:

İlk dikkatimizi çeken konu "Tek kimlik Fenerbahçe" pankartları haricinde sahada başka hiç bir pankart, bayrak vs. bulunmamasıydı. Anlaşılan yönetim bu konuda oldukça kararlı. Bence öyle olması da gerekir zaten. Basın tribünündeki olay hariç hiç bir olay da çıkmadı. Basın tribününde ise çıkan olaylar sonradan öğrendiğime göre şu şekilde gerçekleşmiş: Maçın başında Lugano'nun sarı kart gördüğü pozisyonun ardından Sırp bir muhabir basın tribününde ayağa kalkarak hakemi alkışlamış. Burada ortam biraz gerilmiş ama bir şey olmamış. Daha sonra Partizan'ın golünün ardından aynı muhabir ayağa kalkarak size burada tarif edemeyeceğim ahlaksız el kol hareketleri yaparak seyirciyi tahrik etmiş ve sonra da film kopmuş tabi.



Fenerbahçe 3. torbada:

Dün Schalke 04'ün ve Olympiakos'un elenmesinden sonra Fenrbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımların yerine 2 sıra yükselerek 3. torbanın son takımı olmaya hak kazandı. Muhtemel rakipler şöyle:

TORBA 1Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

1 Manchester United FC (İNG, Son şampiyon) 107.996

2 Chelsea FC (İNG) 124.996

3 Liverpool FC (İNG) 118.996

4 FC Barcelona (İSP) 117.837

5 Arsenal FC (İNG) 110.996

6 Olympique Lyonnais (FRA) 99.380

7 FC Internazionale Milano (İTA) 96.934

8 Real Madrid CF (İSP) 93.837

TORBA 2Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

9 FC Bayern München (ALM) 92.078

10 PSV Eindhoven (HOL) 91.610

11 Villarreal CF (İSP) 90.837

12 AS Roma (İTA) 81.934

13 FC Porto (POR) 81.176

14 Werder Bremen (ALM) 74.078

15 Sporting Clube de Portugal (POR) 67.176

16 Juventus (İTA) 66.934

TORBA 3Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

17 Olympique de Marseille (FRA) 63.380

18 FC Zenit St. Petersburg (RUS) 60.437

19 FC Steaua Bucureþti (ROM) 59.398

20 Panathinaikos FC (YUN) 52.525

21 FC Girondins de Bordeaux (FRA) 52.380

22 Celtic FC (İSK) 52.013

23 FC Basel 1893 (İSV) 51.993

24 Fenerbahçe SK (TÜR) 51.469

TORBA 4Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

25 FC Shakhtar Donetsk (UKR) 49.932

26 ACF Fiorentina (İTA) 40.934

27 Club Atlético de Madrid (İSP) 36.837

28 FC Dynamo Kyiv (UKR) 34.932

29 CFR 1907 Cluj (ROM) 13.398

30 Aalborg BK (DAN) 12.748

31 Anorthosis Famagusta FC (G.K.R.K.) 4.327

32 FC BATE Borisov (Beyaz Rusya) 1.760



Hepimize hayırlı olsun...



Videoya doğrudan ulaşmak için tıklayınız.

24 Ağustos 2008 Pazar

Yorum: Gaziantepspor 1 - Fenerbahçe: 0


İçimden hiç bir şey yazmak gelmiyor. Alex, Semih, vs... Herkes aynı şeyleri söylüyor, söyleyecek. Tüm hevesimi Çarşamba akşamı Partizan'a saklıyorum. Umarım takım da tüm hevesini Çarşamba akşamına saklıyordur...
MTK maçı kandırmasın dediğimizde eleştiri aldık. Partizan karşılaşmasının ilk yarısı Fenerbahçe için ciddi bir uyarıydı. Gaziantep ise cezayı kesti.Oyun başladı, zannetmiyorumki bir tek Fenerbahçeli ekran başında “Bugün kazanırız” diyebildi. Yürüye yürüye oynadılar, emekliye emekliye bitirdiler. Hani Aragones futbolcuların pestelini çıkarmıştı, uçuyordu takım.
Devamı için tıklayınız.
Aragones, Emre'yi oynatmak uğruna Semih'i kulübeye çekti. Şu bir gerçek ki Fenerbahçe, Aurelio'nun yerine o ayarda bir futbolcu getiremedi. Bu yüzden de o bölgede tek bir futbolcu oynatmak yerine Aragones, Maldonado ve Emre'ye görev verdi. Böyle yapınca da tek forvete döndü. Tercihini Güiza'dan yana kullandı. Yani Semih'e yine kulübe yolu gözüktü. Doğru tercihtir yanlış tercihtir bilemem. Ama Aragones'in ilerleyen dakikalarda doğruyu görmesi gerekiyordu.
Devamı için tıklayınız.
Sezonun ilk maçı; kabul. Bu maçlar hep sıkıntılıdır; bu da kabul. Ancak bu, Fenerbahçe’ye yakışan bir görüntü değil. Hele ligin ikinci yarısındaki fikstür tamamen aleyhindeyse ve yarım puan kaybına bile tahammülün yoksa... Hele hele şampiyonluğu mücadelesizlik yüzünden elinden kaçırıp, bütün opsiyonlarını tüketmişsen...
Devamı için tıklayınız.

22 Ağustos 2008 Cuma

14 Ağustos 2008 Perşembe

Yazarlardan Seçmeler...

...Alex’i sezon boyunca Selçuk’un yanında oynatmak istiyorsanız, Alex ile devam etmeseniz de olur. Satın gitsin. Fenerbahçe’nin etkili olduğu dakikalara baktığımızda, Alex takım 2-0 geride olduğu için mecburen rakip ceza sahasına girerken becerisiyle penaltı yapıyor. Son bölümde savunmanın arkasına Güiza ve Burak’a müthiş toplar atıyor. Ceza sahasına yakın bölgede Türkiye’de bir numara. O yüzden sisteme tamam ama Semih ve Alex’in pozisyonlarına hayır. ...
...Maçı Brezilyalı gazeteci Maria Fernanda Vomero ile izledim.. Partizan’ın ilk yarıdaki hücumlarında Fenerbahçe’nin çok ağır kaldığını, özellikle Roberto Carlos’un kendisini hayal kırıklığına uğrattığını söyledi. Sarı lacivertlilerin taktik anlayışını da beğenmemişti Latin meslektaşım...
...Hiddink’in bir sözü var, çok hoşuma giden.. "En gergin anlarımda Romario yanıma gelir ve ’Rahat ol, merak etme’ derdi.. 10 maçın 8’inde de dediğini yapar, golünü atar ve maçı kazandırırdı.."Hedeflerin çok büyük olmadığı her maç biri çıkar, yine kurtarır Fenerbahçe’yi, dolayısıyla Aragones’i.. Bu takım da onun için kuruldu zaten.. Her maç birinin çıkıp, "Merak etme, rahat ol" demesini bekleyecek Aragones...
...Hep söylüyorum Fenerbahçe’nin sıkıntısı orta sahadır... Savaşacak, topu kazanacak, rakibin direncini kırıp oyunu rakip kaleye taşıyacak oyuncu sayısı az. Bu takımda Alex’i defansın önüne çekmek cinayettir. Alex’in ayaklarına pranga vurduğun vakit Fenerbahçe’ni hücum zenginliği de olmuyor, gol pozisyonu da bulmakta zorlanıyor. Kazım’ın ayakları yere basmıyor. Takım oyunu umurunda değil. Sahada kafasına göre takılıyor. Canı isterse pas veriyor, canı isterse topu alıp geriye dönüyor. Tek top oynamak aklının ucundan geçmiyor...
...Sırplar’ın etnik motivasyonu, etkin bir skora doğru giderken, yani herkesin yüreği ağzındayken ‘kendi yapar, kendi atar’ MareşAlex çıktı sahneye... Ardından da unutulmaya yüz tutan Güiza, kendini hatırlatıp, Sırp fırtınasına set çekti...

Defans ve R. Carlos

Dün akşamki maçı herkes takip etmiştir herhalde. O nedenle maçı anlatmaya gerek yok. Sadece gözlemlerimden bahsetmek istiyorum.

İnanılmaz defans hataları sayesinde iki gol yedik. Sağolsun Volkan da yardımcı oldu.

İlk gol de her iki kanattaki defans hatalı idi. Birinci golde R.Carlos yerinde değil ve onun kandından gelen ortaya diğer kanatta Gökhan'nın arkasındaki adam kafa vurabiliyor. Volkan da çıkmayıp seyrediyor.

İkinci golde de defansın arasına atılan top var. Televizyonda seyrederken ilk pozisyonda "hadi Volkan çık da al" diye geçirdim içimden. Görüntüye Volkan gelmedikçe telaşlandım. Bana göre defans ne kadar hatalı olursa olsun, Volkan erken çıkıp almalıydı topu.

Geldiğinden beri R.Carlos'u eleştir(ebil)meyi akılımın ucundan bile geçirmemiştim. MTK maçlarından sonra dün tekrar izledim. Yerini çok sık kaybediyor. Bindirme yapmak için ileri çıktığında yada ters kanada geldiğinde yerine dönmesi çok zaman alıyor. Genellikle Uğur da önde olduğundan Edu'nun oraya kayması gerekiyor. Bu şekilde de defans dengesiz yakalanıyor.

Sanırım kabul etmemiz gerekiyor ki artık yavaş yavaş yaşlanıyor R.Carlos.
Hücum organizasyonu değerlendirmesini Ersel'e bırakalım. :) Tek söyleyeceğim; Guiza'nın gol atmış olmasına çok sevindim. Belki de dün akşamın tek olumlu yanı buydu. Yine de tek uzun top konusunda biraz daha çalışmamız gerek. Taktik gereği olduğunu düşündüğüm tek uzun pas organizasyonunda MTK maçı dahil Güiza topu kontrol edip sağlıklı bir vuruş yapamadı. Bu tür şansları Şampiyonlar Ligi grup maçlarında üst sıra takımlara karşı çok fazla yakalayamayız. Bulunan pozisyonların en azından tehlike yaratması gerekir.


Klişe tabirle; "Önümüzdeki maçlara bakıcaz artık".


Çubuklu kalın.

10 Ağustos 2008 Pazar

İbrahim Koçyiğit (Radikal): Bizimkilere var da ‘eller’e yok mu?

Türk futbolculara AB kapısının açılması yeni bir tartışma yarattı: AB vatandaşı futbolcular da Türkiye’de yerli statüsünde oynayabilecek mi? Hem AB’yi hem de Türkiye’yi bağlayan Ortaklık Konseyi Kararı’na göre bir karşılıklılık olduğunu söylemek mümkün. Hukukçulara sorduk: Oynamalı diyen de var, emeğin serbest dolaşımı henüz başlamadı diyen de...

İSTANBUL - Nihat Kahveci’nin İspanya’daki ilk kulübü Real Sociedad’ın, Nihat’ı yerli statüde oynatabilmek için başlattığı hukuki süreç geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Daha sonra Avrupa Birliği adını alan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye arasındaki ortaklık anlaşmasını gerekçe gösteren mahkeme, tüm Türk oyuncuların tıpkı Nihat gibi İspanya’da yerli oyunculara tanınan tüm haklardan, kısıtlama olmaksızın yararlanmasına karar verdi. Bu bir anlamda Türk oyuncuların, AB ülkelerinde yerli statüde oynayacak olması şeklinde yorumlanabilir. Şimdi bu karardan sonra akıllarda yepyeni bir soru işareti oluşmuş durumda: Peki, AB vatandaşı futbolcular da Türkiye’de yerli statüsünde mi oynayacak? Nitekim, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 11. maddesi bir karşılıklılık durumundan bahsediyor. Biz bu hukuki tartışmayı, görüşlerine başvurduğumuz iki değerli hukukçuya; isminin açıklanmasını istemeyen mevcut federasyondan bir yetkiliye ve Haluk Ulusoy döneminde TFF Başkanvekilliği görevini yürüten Kemal Kapulluoğlu’na sorduk. Bu görüşleri aşağıda bulabilirsiniz.
Devamı için tıklayınız.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Mehmet Demirkol: Yılmayın yaparsınız!

9 yıl önce Fenerbahçe’yi eleyen MTK bu MTK’dan iyi değildi. Fark Fenerbahçe’de.Fenerbahçe’deki fark sadece oyun değerinden, oyuncuların değerinden kaynaklanmıyor. Fenerbahçe moral olarak da çok farklı. Dünkü oyunun yorumlanmasının zor oluşu bundan. Fenerbahçe ahım şahım bir şey yapmıyormuş gibi görünüyor. Ama rahatça maçı kazanıyor. Doğal olarak rakibin çok değersiz, çok kötü olduğu fikri doğuyor, ama öyle değil. Fenerbahçe farklı.
Devamı için tıklayınız.

Rıdvan Dilmen: Ciddiyet ve Disiplin

Fenerbahçe turu aslında Kadıköy’de garantilemişti. MTK’nın rakip olamayacağı, rövanşta fazla zorluk çıkaramayacağı çok açık belliydi.Hele bir de dün gece daha 5. dakikada gol gelince karşılaşma tamamen formaliteye döndü. Bu yüzden MTK ile oynanan iki maç da ölçü olamaz. Benim için daha çok oyuncuların cidddiyeti önemliydi. Ve hepsi sınıfı geçtiler. Skor rahatlığına rağmen disiplinden bir an bile kopmadılar. 89. dakikada skor 5-0 iken Roberto Carlos’un rakibini kovalayıp yatarak müdahale etmesi de bunun en canlı örneğiydi.Şu bir gerçek ki Fenerbahçe geçen sezonki rehaveti üzerinden atmış. İki maçta 14-15 pozisyona girdiler, kalelerinde ciddi tek bir tehlike yaşamadılar. Oyunun her anında herkes görevinin bilinci içerisindeydi.
Devamı için tıklayınız.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Alex mi, Alex mi?

Maçın daha henüz başında Semih'in golüyle öne geçen takımımızın performansını değerlendirmek pek de mümkün olamayacak. Kimisi sakatlıktan çekiniyor, kimisi kart görmekten... Mücadelelerini gerektiği gibi ortaya koyamadılar. Bu sistemde rakibe göre Alex'in pozisyonu çok önem taşıyor. Alex, Marco gibi Selçuk'un yanında oynamaya başladığında takımın üretkenliği azalıyor. Maçın 40. dakikasına kadar çoğunlukla uzun toplar, rakipten seken toplarla yapılan hücumlar ve Kazım'ın bindirmeleri haricinde fazla bir üretkenlik göremedik. Ancak 40 ile 45 arasındaki bölümde Alex biraz daha ceza alanı önüne yaklaşınca bu bölgedeki verkaçlarla takım çok daha fazla üretken olmaya başladı. Birinci maçta gördüğümüz yapı çoğunlukla buydu. Ama Alex'in geriye dönük oynaması ne defansif ne de ofansif anlamda takıma katkı sağlıyor. İkinci yarı Rıdvan Dilmen'in de ifadesiyle "Bu maç Fenerbahçe için ölçü olmaktan çıktı." Bütün takım oyuncuları "bitse de gitsek" havasına girdiler. Bu psikoloji içerisinde Alex'in oyununda da herhangi bir değişiklik olmadı. Yine ilk yarıdaki son 5 dakikalık bölüm hariç Alex tamamen defansa dönük oynadı. Hatta 55. dakikada ceza alanının 5 metre önünden Volkan'a geri pas verdi. Belki tesadüf belki değil ama 60. dakikada Alex'in ileriye çıktığı tek bir pozisyonda 2. gol geldi. Sonrasında Alex Emre değişikliği ve 3. gol... Sonra 4 ve de 5...
İlk iki maça bakarak Aragones'in bir düşüncesi ile ilgili bir ipucu almak mümkün, o da "Dinamik Orta Saha"... Oyuncu değişikliklerinde ilk maçta Semih'in yerine Emre, Kazım'ın yerine Burak, Uğur'un yerine Gürhan; bu maçta da Alex'in yerine Emre; Kazım'ın yerine yine Burak ve Güiza'nın yerine İlhan, İlhan'ın Semih'in pozisyonuna geçmesi, Semih'in de Güiza'nın yerine geçmesi... Tüm bunlar orta sahadaki 5'linin dinamizmini sağlamak adına yapılıyor, aynen Avrupa Şampiyonası'nda İspanya'da olduğu gibi.


Sonuç: Haftaya Belgrad'dayız...

1 Ağustos 2008 Cuma

Duyuru: Rakip Inter Bakü/ Partizan Galibi

Şampiyonlar Ligi'nde turu geçmemiz halinde 2. ön eleme turundaki rakibimiz

Inter Bakü/ Partizan Galibi olacak.

İlk maç deplasmanda 12/13 Ağustos 2008'de
İkinci maç 26/27 Ağustos 2008'de Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda.

31 Temmuz 2008 Perşembe

Sezona merhaba...

Futbol basit oyun. Bu oyunu iyi yönetmek için çok fazla bir şey yapmanıza gerek yok. Semih'i orta saha oyuncusu gibi oynatıyorsunuz olup bitiyor. Bu sayede pas trafiğiniz artıyor ve rakip kaleye daha kolay inebiliyorsunuz. (Aklıma gelmişken bu sene en çok duyacağımız terim sanırım "pas trafiği" olacak.) Bu kadar basit mi? Evet basit. Dün akşam hep birlikte gördük ki, Semih'i Alex'e yakın oynatınca Alex'in de üretkenliği artıyor, Güiza'nın da... Dün akşam takımın bana sorarsanız tek sırıtan ismi Selçuk idi. Yalnız sanırım bu pas trafiği olayından olsa gerek bu sezonun en çok göreceğimiz skoru rakip kim olursa olsun 2-0 olacakmış gibi geliyor bana. Çünkü rakip çok fazla müdahale edemese de ister istemez pas hatası yapıyorsunuz ve top kaybediyorsunuz. Ama spektaküler hareketler ve adam geçmeler de artacağı için rakipten bağımsız olarak Fenerbahçe bu sene taraftarlarına seyir zevki veren maçlar oynayacakmış gibi gözüküyor.

Bir de tabi Kazım olayı var ki deyinmeden edemeyeceğim. Tribünde herkes kendisine "vay çakma Ronaldo" diye hitap ederken Kazım'ın çıkıp Burak'ın girmesi ve adam geçmeye çalışmasıyla bu sefer herkes "vay çakma Kazım" demeye başladı.