Bu skordan sonra şunu düşündüm: Sadece evimizde oynanan 17 maçı kazanırsak 51 puan yapar. Geçen seneki puan durumuna göre bu da 5.lik demek. Eh fena değil (!) Canım bir de neye sıkılıyor biliyor musunuz? Bugün UEFA'nın açıklamasına göre Turkcell Lig Şampiyonu, seneye Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılacakmış. Yani şampiyon olamazsak, şampiyon olan takım sayemizde doğrudan Şampiyonlar Ligi'ne kalacak demek. Nasıl ama...27 Eylül 2008 Cumartesi
Sivasspor: 2 - Fenerbahçe: 1
Bu skordan sonra şunu düşündüm: Sadece evimizde oynanan 17 maçı kazanırsak 51 puan yapar. Geçen seneki puan durumuna göre bu da 5.lik demek. Eh fena değil (!) Canım bir de neye sıkılıyor biliyor musunuz? Bugün UEFA'nın açıklamasına göre Turkcell Lig Şampiyonu, seneye Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılacakmış. Yani şampiyon olamazsak, şampiyon olan takım sayemizde doğrudan Şampiyonlar Ligi'ne kalacak demek. Nasıl ama...23 Eylül 2008 Salı
Sinema: Aşk Tutulması
Yapım : 2008, TürkiyeTür : Komedi / Romantik
Yönetmen : Murat Şeker
Senaryo : Murat Şeker, Selami Genli
Oyuncular : Murat Akkoyunlu, Erhan Emre, Ayten Uncuoğlu, Fahriye Evcen, Ali Erkazan, Sarp Apak, Suzan Aksoy, Tolgahan Sayışman, Filiz Ahmet, Feridun Düzağaç, Yasemin Öztürk, Tim Seyfi, Rahşan Gülşen
Yapımcı : Murat Şeker
Gösterim Tarihi : 24 Ekim 2008
Tims Productions & Sugarworkz (Timur Savcı&Murat Şeker) ortak yapımı olan “Aşk Tutulması”nın, 21 Haziran’da başlayan çekimleri, 4 haftalık bir sürede tamamlandı. 24 Ekim 2008’de Medyavizyon dağıtımıyla sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan filmin başrollerinde “Elveda Rumeli” dizisi ile çıkış yapan Tolgahan Sayışman ve “Yaprak Dökümü” dizisinin başarılı ismi Fahriye Evcen’i izleyeceğiz. Filmin fragmanını ise, Amerika’da “Kill Bill”, “Scary Movie”, “Scream”, “The Others” ve “Gangs of Newyork” gibi birçok Hollywood filminin fragmanlarını yapmış olan Göktuğ Sarıöz hazırladı.
Fanatik bir Fenerbahçe taraftarı olan Uğur, bir ilaç mümessilidir. Gündelik hayatında gayet sakin bir kişiliği varken söz konusu futbol olduğunda bambaşka bir adam olmaktadır. Kazanma arzusu ve totemler onu diğer fanatiklerden ayıran en büyük özelliğidir. Annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşayan Uğur, annesinin evlenme baskısından sıkılmıştır. Söz konusu evlilik olduğunda Pınar da aynı baskıyı annesinden görmektedir. Trafik kazası sonucu tesadüfen Pınar ile Uğur tanışırlar. Bu tanışma hem Uğur’un ve hem de Pınar’ın hayatında köklü değişikliklere neden olacaktır.
21 Eylül 2008 Pazar
Fenerbahçe: 3 - Gençlerbirliği: 0

Alex, Güiza, Önder ve Volkan... Maçın tüm özeti bu...Alex'in golünden sonra tribündeki konuşmalardan biri aklımdan hiç çıkmıyor:
"Bir tek kral var, o da Alex!!!"
Evet, gerçekten de durum aynen böyleydi. Alex, bu sene belki de en etkili futbolunu oynuyor şu ana kadar. Bir iki kişi de ona ayak uydurmaya çalıştı mı galibiyet çok daha kolay oluyor.
Güiza, dün gol atamamış dahi olsaydı, çalışkanlığı, arzusu, takıma kazandırdığı toplarla çok faydalı bir oyun sergiledi. Saha içerisinde, hava toplarına çıkarken rakibine karşı aldığı pozisyon, ofsayta düşmemek için gösterdiği çaba, sürekli boş alana kaçarak kendine pozisyon yaratması gibi detaylara sürekli dikkat ederek kendisinin ne kadar kaliteli bir futbolcu olduğunu gösteriyordu.
Önder, maçın gizli yıldızlarındandı. Her müdahalesi yerindeydi ve hatasız oynadı. Top rakipteyken sergilemiş olduğu kademe anlayışı, hava toplarındaki hakimiyeti ve hiç pozisyon hatası yapmamış olması onu maçın gizli yıldızı yapıyordu. Sadece bir tek kafa topu hariç rakiple yükseldiği tüm kafa toplarında topu kazanmasını bildi. Esas bölgesinin sağ kanat değil, stoper olduğunu bir kez daha gösterdi.
Volkan Babacan, herkesde "Acaba Volkan Demirel'in yerine sürekli o mu oynasa?" etkisi bıraktı. Zamanlaması ve dikkati ile tüm tecrübesizliğini gizledi ve uzun yıllar Fenerbahçe kalesini koruyabileceğinin sinyallerini verdi.
Gelelim kanat organizasyonlarına: Maalesef her iki kanat da özellikle ilk yarı istenileni veremedi. Tabi bunda Emre ve Maldonado'nun kendi taraflarındaki kanatlara hiç yardıma gitmemeleri büyük rol oynadı. Gökhan-Burak ve Carlos-Uğur ikilileri orta sahadan bu destek gelmeyince tek bir çizgi üzerinde pek etkili olamadılar. Ancak ikinci yarının başlamasıyla özellikle Emre'nin sol kanada daha yardımcı olması bu bölgedeki üretkenliği daha da arttırarak sonuca kolay gidilmesini sağladı. Zira gollerin tamamı sol kanat organizasyonlarından geldi.
Sonuçta, takım toparlanacak ama umarım çok geç olmaz.
Herkese iyi haftalar...
Alaattin Metin: Profesör olaya el koyunca
...Aragones’e yanlışlarını söyleyecek bir cesur yürek yok mu! Bu maçın perde arkasında bir kriz toplantısı ve diriliş uyarısı var. Nedeni de; Roberto Carlos’un silkelenip kendine gelmesi. Hatasız ve istekli olması. Maç eksiği olmasına rağmen Emre’nin uyumlu görünmesi. Gökhan’ın az da olsa kanat bindirmeleri yapması. En önemlisi ise herkesin korktuğu tecrübesiz Volkan’ın kalesinde hatasız oynaması. Çok fazla iş düşmedi ama biraz seyirci desteği, biraz da önünde oynayan defans oyuncularının yardımı ile başarılı bir maç çıkardı. Şunu söylemek istiyorum;Vederson ile Deivid gelince bu takım çok farklı olur. Önemli olan bu zor günleri az puan kaybı ile atlatmak. Bunun da yolu çalışmak ve destekten geçiyor...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
Gürcan Bilgiç: Bir şey değil; her şey
...Hepimizin gözü aslında Volkan Babacan'ın üstündeydi. Zamanlaması ve soğukkanlı duruşu ile hatasız oynadı. Tüm takımın iyi mücadele etmesi, G.Birliği takımının maçı pozisyonsuz bitirmesi, bu zor maçta şansıydı...
...Son sözler Güiza'nın hakkı. İlk yarıyı neredeyse ayağına top değmeden bitirdi. Ama kendisini hep maçın içinde tuttu. Her topa pres yaparak enerjisini sakınmadı ve Carlos'un enfes pasında da hak ettiği golü buldu. Taraftar takımının desteğe ihtiyacı olduğu anda tribünlere koşarak geldi. Kötü oynasa bile forması için mücadele edene övgüsünü sakınmadı. F.Bahçeli futbolcular bu ince ayrıntıyı iyi değerlendirsinler. Bu tutkuyu yabana atmasınlar, yanlarında tutsunlar, karşılarına(!) almasınlar...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
Hasan Ali Atasoy: Ayaklanma
Depresyondaydı, özgüven kaybına uğramıştı, kendinden, zirveden ve taraftarından iyice uzaklara, kurulmuş tuzaklara düşecekti. Hava soğuktu ama kayıp sözcüğü kutup soğuğuydu. Rüzgarın şiddeti, camia içinden ve dışından estirilen bozgun rüzgarlarının yanında meltem sayılırdı. Şeytanın sadece bacağının değil, mevcut bütün kemiklerinin ve kıkırdaklarının ortopediye sevki gerekiyordu. Çünkü ahvâl ve şerait, dahili ve harici bedhahtların arayıp da bulamadığı türdendi. En çok korktuğunuz şey, en çok korktuğunuz zamanlarda başınıza gelirdi ne de olsa...
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
18 Eylül 2008 Perşembe
Porto: 3 - Fenerbahçe: 1
Arsenal'in grup lideri olacağını varsayarsak bu grupta çekişeceğimiz, bizim en büyük rakibimiz Porto olarak görünüyordu. Keza hatırlarsak geçen sene özellikle PSV ile çekişmiş, deplasmanda aldığımız beraberlik sayesinde 2. tura çıkabilmiştik. Bu akşam bu olmadı. Bence yönetim yanlış hedef koyuyor. Geçen sene çeyrek finale kaldık, bu sene yarı final, seneye de final... Iıııh ıh. Hedef böyle olmaz. Biz bu sene Şampiyonlar Ligi'ne 3. torbadan girdik. Rakiplerimiz de buna çanak tuttular tabiki. Ama hedef bu olmalı. Şu unutulmamalıdır ki bizim geçen sene sonuna kadar 5 yılda toplamış olduğumuz puan 51'di ki, bunun 20'si geçen sene alınmıştır. Son 5 yılda alınan puanlar şu şekilde:
03/04: 2,1450
04/05: 10,7735
05/06: 7,3200
06/07: 11,0130
07/08: 20,2175
Toplam: 51,469
Bu sene sonunda 5 yıl önce alınmış olan 2,1450 puan değerlendirme dışı kalacak ve bu sene alınan puanlar eklenecek. Bu durumda geçen sene kadar puan değil, 12-13 puan dahi alınsa bizim toplam puanımız 60'ın üzerine çıkacak. Bu sene 2. torbanın en düşük puanlı takımı 66 puanla Juventus. Evet 66. Evet belki bu sene 2. torbaya girmek imkansız denecek kadar zor ama bu bir takımın standart olarak her yıl 13 puan almasına denk düşüyor ki bu da gruptan çıkmak demek. Bu durumda bizim en gerçekçi hedefimiz her sene için gruptan çıkmak olmalı.
Ancak bu akşam Porto'dan alınan mağlubiyet maalesef ama maalesef gruptan çıkmamızı oldukça riske edecek bir sonuç oldu. Bu durumda 3. olup UEFA'ya gidebilmek de bizim için iyi sonuç sayılabilir. Evet, maalesef beklentilerimizi düşürmek zorundayız, ama bu sene sıra yarı finalde demek de ütopyadan başka bir şey değildir. Zira bu mantıkla her sene Manchester United'ın şampiyon olması gerekir. Sonuç: Bu akşam alınan sonuçtan sonra hedefimiz 3. olup UEFA'ya gitmek olmalıdır.
13 Eylül 2008 Cumartesi
"Can"ım yanıyor "can"ım!!!
Böyle maçlardan sonra "can"ım çok sıkılıyor, hem de çoook... İçimi rahatlatacak, avunacak bir şeyler aranıyorum. Maç içerisinde gol pozisyonlarımız fazlaymış, geçen senenin aynı maçlarına baktığımızda sadece 2 puan gerideymişiz, yok yok yok, hiç biriyle avunamıyorum. Antu'ya göz gezdirdim, insanlar çok karamsar. Belki bu derece karamsar olmanın anlamı yok ama sakatlarımızın düzelene kadar atı alanın Üsküdar'ı geçecek olması "can"ımı çok sıkıyor. Şampiyonlar Ligi ile avunalım diyorum, Süper Lig olmadan o da olmayacak, eee, sonuç? Sonuç monuç yok. Bu sevgiyi içimizden kimse koparıp alamayacağına göre desteklemekten başka çare yok.1 Eylül 2008 Pazartesi
Yorum: Fenerbahçe: 2 - İ.B.B.Spor: 0

Bu hafta maça çocuklarla gittiğimiz için maçı analiz yapabilecek kadar derinlemesine izlediğimi söylersem yalan olur. Yer yer ve zaman zaman ellerindeki "Power Rangers" oyuncakları ile daha çok ilgilenmek zorunda kaldım. Tüm bu şartlara rağmen dikkatimi çeken konular şunlar oldu:Rakibi oynatmamak için sertliğin her türlüsüne başvurmak ne zamandan beri mücadeleci futbol olarak adlandırılıyor ben anlamadım. Hani okulda hep kötü notu hocanın verdiğinden, iyi notu ise öğrencinin aldığından bahsedilir ya bu da onun gibi oldu. Sanki İ.B.B.Spor'lu oyuncular hiç bir şey yapmadılar da, hakem durduk yere kırmızı kart verdi gibi bir hava estiriliyor iki gündür. Dünkü futbolu gördüğümüzde sakat vermediğimiz için şükretmek lazım. Gerçi Güiza'nın baldırında ödem oluşmuş ama önemli bir şey olduğunu zannetmiyorum. Dün tribünde Mustafa, geçtiğimiz sezon hiç bir rakibimizin kırmızı kart görmemiş olduğunu söylediğinde çok şaşırdım. Araştırdım gerçekten öyle... Düşünebiliyor musunuz koca bir sezon ligde hiç bir rakibimiz kırmızı kart görmemiş. Şimdi bir anda iki oyuncu birden kırmızı kart görünce takım da şaşırdı taraftarlar da... Hatta oyuncular ne yapacaklarını bilemediklerinden ilk kırmızı karttan sonra daha az pozisyona girer oldular. Ama yine de geçen seneki İ.B.B.Spor maçını düşündüğümde dünkü maçın (özellikle kırmı karta kadar olan kısmında) daha pozitif geçtiğini söylemek yerinde olur. Her ne kadar gol atamamış olsa da Güiza'nın tüm pozisyonlarda çok büyük katkısının olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle ilk kırmızı kart pozisyonunda sadece Güiza'yı seyretmenizi tavsiye ederim. Önce yağtığı presle Okan'ın pas hatası yapmasına sebep oluyor, ardından Semih ile yaptığı ver-kaç sonrası "ok" gibi ileri fırlıyor ve pozisyonda kendisine avantaj yaratıyor. Sonrasında da kırmızı kart... Bu pozisyonda, hafta içerisinde kulüp hakkında ileri geri konuşan Kezman'ı düşündüm sonra... Ve güldüm kendi kendime... Yani geçen seneki maçı ve oyuncuları düşündüğümde takımın oyunu çok daha pozitif geldi bana. Ama aynı düşünceleri kanat bindirmeleri için paylaşamıyorum maalesef. Tam takım olabilmemiz için sakatların iyileşmesini beklemek gerekecek anlaşılan. Yalnız bu arada Şampiyonlar Ligi'nde bence grubun en kritik maçı olan ilk maça, yani 17 Eylül'deki Porto deplasmanına sakatlar yetişmiyor. Ama yine de sahaya çıkacak tüm oyuncuların ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarına inanıyorum.
Bu arada Ümit Özat'a da büyük geçmiş olsun...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)