Maç başladıktan sonra -ilk golü erken yememize rağmen- tribünlerdeki elektriğin takıma da sirayet etmiş olduğunu görmek mümkündü. Hele ilk golü yememiz, takımı daha da hırslandırmış, oyuna dört elle sarılmalarına, oyunu daha çok istemelerine sebep olmuştu. Sahanın her bölgesinde rakibe basan, topu daha çok isteyen, sonuca ulaşmayı daha çok isteyen Fenerbahçe oluyordu. Maçın başında Maldonado'yu kadroda görmemek içime su serpmişti. Maç esnasında da bu konudaki düşüncelerim, özellikle Josico'nun mükemmel oyunuyla perçinleniyordu. Çok güzel pozisyon alıyor, tam zamanında müdahalelerde bulunuyor ve takıma inanılmaz katkıda bulunuyordu. Yani topu aldığı arkadaşına geri vermiyor, ona topu nereye atması gerektiğini göstermiyordu. Semih ve Güiza, top rakipteyken defanstaki her oyuncuya deli gibi basıyorlar, Galatasaray'a oyun kurma şansı tanımıyorlardı. Daha ilk yarı tamamlanmadan herkes "üç, üç, üç" diye bağırmaya başladı. Zaten ilk yarı 3. golü bulmuş olsaydık tahminim 6 olurdu. Takım, ikinci yarıda da istekli oynunu sahaya yansıtıyor ve 3. golü buluyordu. Bu golden sonra sakin bir oyunla tempoyu rölantide tutan takımımız 4-1'lik muhteşem bir galibiyet alıyordu.
Herkesin özlediği, arzuladığı oyun buydu işte. Bu oyunun yarısını diğer maçlarda gösterseler rahatlıkla galip gelirler. Haftaya cumartesi, bu hafta da galibiyet serisine devam eden Ankaraspor'la yeniden içerde oynuyoruz. Takımımıza ve tarftarımıza sonsuz başarılar.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder