30 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe: 2 - Beşiktaş: 1

İnanın, dün akşam maçı kazandığımıza sevinemedim. Nasıl olur da bir futbolcu, hem de Fenerbahçe'de oynayan bir futbolcu, 4'e 2 yakaladığı pozisyonda arkadaşları ile organizasyon yapmadan kaleye şut çeker? Hatta bunu maç içerisinde iki kere tekrarlar... Özellikle Beşiktaş on kişi kaldıktan sonra bizimkilerin maçı rölantiye almalarını anlayabilirim ama yakalanan pozisyonların tamamen laubali bir oyun sonrası gole çevrilmemesini anlayamam. Hiç dün akşamki kadar sinirlendiğimi hatırlamıyorum. Bu pozisyonları halı sahada kendi aramızda oynarken dahi yakalasak, eminim ki herkes birbirine yardımcı olmak için elinden geleni yapardı. Hem olası bir ikili averaj durumu için elimizdeki fırsatı geri teptik, hem de Beşiktaş'lıların "11'e 11 oynasaydık kazanırdık" gibi söylemlerine maruz kaldık. Başta da söylediğim gibi kazandığımıza sevinemedim, eve geldiğimde başım çatlıyordu...

29 Kasım 2008 Cumartesi

Fenerbahçe: 1 - Porto: 2

Geçtiğimiz hafta içerisinde Almanya seyahatim olduğundan maalesef maça gidemedim. Hatta şans ve şanssızlığı birarada yaşadım. Geçen hafta Cumartesi günü Porto maçına taraftar karttan bilet kazandığım da açıklanmasın mı? Maalesef seyahatten dolayı bu bileti almam da mümkün olmadı. Yani sizin anlayacağınız maça gidemiyorum diye üzülürken bir de çıkmış olan ekstra bileti de alamadım. Ama taraftarlık görevimi yerine getirebilmek için Almanya'ya formamı dahi beraberimde götürdüm. Maç günü, maç saati yaklaştıkça heyecanım arttı, üzerime formamı geçirdim ve Ulm'de maçı izleyebileceğim bir lokal, bir kahvehane aranmaya başladım. Genelde dönercilerden aldığım tariflerle "großes Haus"un altındaki kahvehanelerin birinde maçı izlemeye koyuldum. Çok da motiveydim maça başlamadan. Kadroyu öğremdiğimde Önder'in olmaması canımı biraz sıkmıştı ama maça iyi başlamıştık. Alex'in 4. dakikada kaçırdığı golde kendimi havada buldum, ama olmamıştı. Maça iyi başlamamıza rağmen ilk golü yemiştik, ama olsun bunu çevirebilirdik. Bu arada Yasin'in yaptığı bazı saçmalıklarda tribünde kendisine takılan isim gelmişti aklıma. Daha bunun etkisiyle yüzümteki gülümseme ifadesi kaybolmadan Yasin'in saçma sapan bir kafa vuruşu sonrası top köşe gönderine yakın bir yerden taca çıkıyordu. Pozisyon gerçekten o kadar saçmaydı ki, Yasin'in, yakınında rakip takım oyuncusu yokken ve top tam karşıdan gelmesine rağmen yaptığı kafa vuruşu köşe gönderine yakın bir yerden taca çıkmıştı. Kullanılan tac atışı sonrası rakip topu elle aldı diye itiraz etmesiyle önündeki topa hamle de yapamadı ve topu kalemizde gördük. Bu andan sonra benim de, takımın da umudu kalmamıştı. Devre arası olması ile bir şeyler yapmam gerktiğini düşündüm ve ikinci yarıyı izlememeye ve hiç bir kanaldan skor dahi olsun takip etmemeye karar verdim ve otele geri döndüm. Tabi tüm ikinci yarı boyunca içim içimi yedi ve sonrasında skorun 1-2 olduğunu öğrendiğimde geçen seneyi ve bu sene nasıl bir fırsat teptiğimizi düşünmeden edemedim. Hem bu sene, -ilk ikiye giremezsek- hem de seneye umudumuz UEFA'ya kalmış gibi görünüyor ki daha o bile garanti değil. Hadi hayırlısı...

23 Kasım 2008 Pazar

Ankaragücü: 0 - Fenerbahçe: 0



Kurtarın beni bu Maldonado'dan...

Rıdvan Dilmen: Aldatıcı
Son Galatasaray ve Ankaraspor maçlarında altı gol attı Fenerbahçe. Dördü duran toptan, bir de Emre Aşık’ın kendi kalesine ters vuruşundan geldi.Bu tablo aldatıcıydı. Çünkü Fenerbahçe takımı, takım savunmasını geliştirdi ama hücumda zayıf olduğunu kimse göremedi. Fenerbahçe altı deplasmanda bir galibiyet çıkarabildi, o da Kocaeli’de uzatmanın son saniyesinde.
Devamı için tıklayınız.

Selçuk Yula: Anlamıyorum
Bu Aragones'in işine akıl sır erdirmek mümkün değil. Ne yapmak istediğini hala anlayamadım, kimseye da anlatamadım. Koskoca F.Bahçe takımını tek santrfora mahkum etme hakkını kimden ve nereden alıyor, bunu bilmek isteriz.Ankaragücü, beraberliğe dünden razı Sahadaki oyuna bakınca Fenerbahçe beraberliğe Ankaragücü'nden çok daha fazla günlerden once razı. Yahu nasıl bir iştir bu. Yazlık maçtasın, mevsim kış. Bu kadar al gülüm ver gülümle bir 90 dakika nasıl tamamlanır, bunu oynayanlara ve oynatanlara sormak lazım.
Devamı için tıklayınız.

16 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe: 2 - Ankaraspor: 0




Gol öncesi ve sonrası. 32. dakikaya kadar Ankaraspor tek kale oynuyordu. Fenerbahçe’nin kalecinin eline dokunan tek şutu var. Ankaraspor’un golü geliyor derken, müthiş bir duran top organizasyonuyla Fenerbahçe golü buldu. Deivid - Roberto Carlos işbirliği ile öne geçen Fenerbahçe bir anda kendine geldi. Oyunun son 10 dakikasına kadar maçın tek hakimi Fenerbahçe idi. İkinci yarıda bir duran top daha farkı ikiye çıkardı. Roberto Carlos’un iki direkten dönen frikik atışını Lugano, Galatasaray maçının benzeri boş kaleye bıraktı. Ve Fenerbahçe seriye devam etti.

Devamı için tıklayınız.

Mehmet Demirkol: Çakır-Emre farkı

Dün özellikle ikinci yarıda keyifle maç seyreden seyirci iki isme teşekkür etmeli. Öncelikle çok hoş bir pas oyununu ortaya koyan genç Ankaraspor’un hocası Aykut Kocaman’a... Fenerbahçe rakibine uymayı ikinci yarıda başardı ve oyun bu yüzden bu kadar keyifli hale geldi. İkinci isim ise Fenerbahçe’ye akıl katan, hücumu zenginleştiren Emre Belözoğlu... Çok uzun zamandır ilk kez bu kadar hücuma yakın oynamasına rağmen Fenerbahçe’nin rakip alana zaman zaman da olsa yığılabilmesinde onun rolü çok büyüktü. Büyük bir yüzdeyle doğru ve adam eksilten paslar atarak Fenerbahçe’yi gol bölgesine sokan, topu ayağında tutarak ve faul alarak takımını orada tutan yegâne adam oldu. Hafta içi, “kronik bir sakatlığım yok” haykırışını takip etmişsinizdir. Sakatlığı kronik olmasa da, kronik sakat olduğu için, dünyanın en iyilerinden biriyken gözden düşen ‘küçük dev adam’ dün sahanın en iyisi, takımına en fazla şey katan oyuncusuydu.

Devamı için tıklayınız.

Hasan Ali Atasoy: Havaya girmek

Fenerbahçe ne kadar yolundan çıkmışsa, Ankaraspor o kadar yolundaydı. Ev sahibi dengesizliğin, konuk takım da dengenin takımıydı. Üstelik Fenerbahçe’yi takip etmenin avantajını iyi değerlendirmiş “5’te 5” fiyakasıyla gelmişti Kadıköy’e... Daha ilk dakikalardan itibaren ‘orta saha savaşları’ şeklinde geçiyordu maç. Alex zaten yoktu, Uğur gününde değildi, Semih de erken sakatlanmıştı. Ancak Sarı-Lacivertliler sezon başından beri yapamadıkları paslaşmanın öcünü alır gibi, bu maçın ilk yarısına tamamını sığdırdılar. Mücadele, yardımlaşma ve paslaşma olarak sezonun en iyi maçıydı Fenerbahçe açısından...

Devamı için tıklayınız.

9 Kasım 2008 Pazar

Fenerbahçe: 4 - Galatasaray: 1



Oh be, dünya varmış. Benim ve etrafımdaki bir çok Fenerbahçeli'nin çekinerek gittiğimiz karşılaşma, tam bir karnaval havası şeklinde geçti. Maç öncesi "Nazlı'nın orada" bu sezon daha önce hiç görmediğim bir atmosfer vardı. Tezahüratlar, maşaleler, işaret fişekleri... Hatta "bu meşale kokusunu koklamayalı uzun zaman olmuştu." dediğimi hatırlıyorum. Yani anlayacağınız herkes "havasındaydı" bu akşam. Stada yaklaşık bir saat önce girdiğimde tribünlerin hemen tamamının yerini almış olduğunu gördüm. Bu sezon bu kadar erkenden tribünlerin bu kadar büyük çoğunluğunun dolduğunu görmemiştim. Maç öncesi tribün şov da harikaydı. Sanki herkes maç bir an önce başlasın istiyordu. Bu arada Emre, Migros tribünü tarafından arka arkaya üç kere yumruk şova çağrılıyor, Galatasaray'ı yenmesi (!) isteniyor, o da her seferinde tribüne gidiyor, alkışla buna karşılık veriyordu.

Maç başladıktan sonra -ilk golü erken yememize rağmen- tribünlerdeki elektriğin takıma da sirayet etmiş olduğunu görmek mümkündü. Hele ilk golü yememiz, takımı daha da hırslandırmış, oyuna dört elle sarılmalarına, oyunu daha çok istemelerine sebep olmuştu. Sahanın her bölgesinde rakibe basan, topu daha çok isteyen, sonuca ulaşmayı daha çok isteyen Fenerbahçe oluyordu. Maçın başında Maldonado'yu kadroda görmemek içime su serpmişti. Maç esnasında da bu konudaki düşüncelerim, özellikle Josico'nun mükemmel oyunuyla perçinleniyordu. Çok güzel pozisyon alıyor, tam zamanında müdahalelerde bulunuyor ve takıma inanılmaz katkıda bulunuyordu. Yani topu aldığı arkadaşına geri vermiyor, ona topu nereye atması gerektiğini göstermiyordu. Semih ve Güiza, top rakipteyken defanstaki her oyuncuya deli gibi basıyorlar, Galatasaray'a oyun kurma şansı tanımıyorlardı. Daha ilk yarı tamamlanmadan herkes "üç, üç, üç" diye bağırmaya başladı. Zaten ilk yarı 3. golü bulmuş olsaydık tahminim 6 olurdu. Takım, ikinci yarıda da istekli oynunu sahaya yansıtıyor ve 3. golü buluyordu. Bu golden sonra sakin bir oyunla tempoyu rölantide tutan takımımız 4-1'lik muhteşem bir galibiyet alıyordu.

Herkesin özlediği, arzuladığı oyun buydu işte. Bu oyunun yarısını diğer maçlarda gösterseler rahatlıkla galip gelirler. Haftaya cumartesi, bu hafta da galibiyet serisine devam eden Ankaraspor'la yeniden içerde oynuyoruz. Takımımıza ve tarftarımıza sonsuz başarılar.

7 Kasım 2008 Cuma

Arsenal: 0 - Fenerbahçe: 0


Arsenal -Fenerbahçe
Atılan gol: 0-0
Kaleyi bulan şut: 6-3
Uzak şut: 7-3
Sarı kart: 2-3
Kırmızı kart: 0-0
Faul: 17-17
Korner: 6-2
Ofsayt: 0-2
Topa sahip olma (süre): 37' 34'' - 21' 52''
Topa sahip olma (%): 63% - 37%
Bunlar maçın istatistikleri. Bir de realiteleri var: Kazım, Maldonado ve Roberto Carlos. Bana göre değişikliklerin hepsi yerindeydi. Sadece Kazım'ın yerine Deivid mi Ali Bilgin mi tartışılır ama hocanın defans veya hücum tercihine göre ikisi de olabilirdi bence. Maçın başında kadroda Maldonado'yu görünce oldukça ümitsizliğe kapıldım. Saçını da kestirse, yeni bir imagemaker ile de anlaşsa benim şahsen sıtkım sıyrıldı kendisinden. Olmuyor, olmuyor. Topu ayağına alıp en yakın arkadaşına verdikten sonra ona hep nereye atması gerektiğini gösteriyor. Niye? Oraya kendisi neden atmıyor? Ben anlayamadım ve artık analamaya çalışmak da istemiyorum çünkü yorulmaya başladım.
Gelelim Kazım'a... Maç boyunca -en azından oyunda kaldığı süre boyunca- hiç bir şey yapmadı. Bunu iyi irdelemek için özellikle topsuz oynarken neler yaptığını izledim. Hiç. Koca bir hiç. Koşmadı bile. Eli belinde yürüdü durdu. Evet, sadece yürüdü. Bu kadar isteksiz ve vurdumduymaz bir oyuncu ben görmedim. Kendisine en kısa zamanda teşekkür edilmeli bence.
Roberto Carlos'un neler yapmadığını Vederson girdikten sonra daha iyi anlıyor insan. Vederson girer girmez bir depar atmak zorunda kaldı. O pozisyonda Roberto Carlos'u düşünebildiniz mi? Ben şahsen düşünemedim.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen altın değerinde bir puandır alınan. Eğer Porto, Dinamo Kiev'i yenmeseydi daha da harika olacaktı çünkü bu ikisinden Porto ile içerde oynadığımız için bir sıra yukarı çıkmak daha kolay olurdu. Ancak Porto'yu yenersek, Kiev'den en kötü ihtimalle UEFA'ya yetecek sonucu alacağımıza inanıyorum.
Umarım kendimize yakışan oyunu Pazar günü sahaya yansıtarak Galatasaray'ı eli boş gönderiririz.

2 Kasım 2008 Pazar

Eskişehirspor: 2 - Fenerbahçe: 2

10 kişi kalan rakibe karşı berabere kalıyormuşuz. Sebep: Biz de 10 kişiyiz çünkü. Maldonado'nun oynadığına futbol denemez. O farklı bir şey oynuyor da ben mi farkında değilim anlayamadım. Maldonado'nun ilk 11'de başladığı maçların istatistiklerini çıkardım: Ligde 7 maçta ilk 11 başlamış. 2 galibiyet, 4 mağlubiyet, 1 beraberlik. Galip gelinen maçlar Büyükşehir Belediye ve Gençlerbirliği maçları, berabere kalınan maç da bu Eskişehir maçı ki hepsinde rakip takım oyuncuları kırmızı kart gördüler. Ne tesadüf değil mi? Bu arada Şampiyonlar Ligi'ndeki 3 maçta da Maldonado ilk 11 başlamış. 1 beraberlik, 2 mağlubiyet. Maldonado'nun ilk 11 başlamadığı maçlar ise Kocaelispor ve Bursaspor maçları... Bu istatistikten sonra maç öncesi kadroyu görünce iddaa mı oynasam acaba?
Not: Ankaraspor bu hafta da Bursaspor'u Bursa'da yendi...