28 Ağustos 2008 Perşembe

Analiz: Kura yorumu

Tüm gruplarda sadece ilk iki torbadaki takımların geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde toplanan puanlarını değerlendirdiğimizde bizim grubumuz en kuvvetli 6. grup olarak görülüyor. Bu sıralamanın en başında Manchester United ve Villareal'in yer aldığı E Grubu geliyor. 2. sırada Chelsea ve Roma'nın bulunduğu A Grubu, 3. sırada da Barcelona ve Sporting Lizbon'un bulunduğu C Grubu bulunuyor. Bu sıralamanın en sonunda da Real Madrid ve Juventus'un bulunduğu H Grubu bulunuyor. Birbirine en denk takımları incelediğimizde ise B Grubu'nda Inter, Werder Bremen ve Panathinaikos'un birbirlerine en yakın takımlar olduğunu görüyoruz ki bizim yer aldığımız G Grubu bu açıdan da 2. sırada yer alıyor. Uzun lafın kısası grubumuz hiç de fena değil. Yeter ki kazanamayacağımız maçları kaybetmemeyi, en kötü ihtimalle berabere kalmayı becerebilelim.
Not: Maç takvimi incelendiğinde Fenerbahçe'miz içerideki 3 maçı da Salı günü oynuyor. Küçük bir detay...

Rakiplerimizi Tanıyalım


Arsenal: Fenerbahçe'mizin 20,2175 puan topladığı geçen sene Arsenal, 23,8985 puan toplamıştır. Geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde grubunu Sevilla'nın ardından 2. sırada tamamlayan Arsenal, 2. turda Milan'ı 0-0 ve 2-0 ile elemiş, çeyrek finalde Liverpool'a 1-1 ve 2-4'lük sonuçlarla elenmiştir. Premier Lig'i Manchester United ve Chelsea'nin ardından 3. sırada bitirmiştir. Lehmann, Flamini, Senderos, Gilberto Silva, Hleb gibi yıldızlarını kaybeden Arsenal'in en büyük kozu ise şüphesiz Cesc Fabregas ve Van Persie. Kadrosunu sadece Manchester United'dan Mikael Silvestre ve Marsilya'dan Samir Nasri''yi alarak takviye eden Arsenal, genç oyuncularla mücadele etmeyi tercih eden bir kulüp görünümünde.

2005-2006 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde final oynayan Arsenal, rakibi Barcelona'ya 2-1 mağlup olmuşu. 1996'dan bu yana deneyimli teknik direktör Arsene Wenger yönetiminde mücadele eden Arsenal, tarihinde 10 kez Premier Lig şampiyonluğu, 10 kez FA CUP'ı kazandı. Maçlarını 60 bin kişilik Emirates Stadı'nda oynayan Arsenal, taraftar gücünü oldukça iyi kullanan bir takı

KADROSU:
1 Manuel Almunia
2 MF Abou Diaby
3 DF Bacary Sagna
4 MF Cesc Fàbregas
5 DF Kolo Touré
6 DF Philippe Senderos
7 MF Tomáš Rosicky
8 MF Samir Nasri
9 FW Eduardo
10 DF William Gallas
11 FW Robin Van Persie
12 FW Carlos Vela
14 FW Theo Walcott
15 MF Denílson
16 MF Aaron Ramsey
17 MF Alexandre Song
20 DF Johan Djourou
21 GK Lukasz Fabianski
22 DF Gaël Clichy
24 GK Vito Mannone
25 FW Emmanuel Adebayor
26 FW Nicklas Bendtner
27 DF Emmanuel Eboué
30 DF Armand Traoré


Porto: Geçtiğimiz sene Beşiktaş'ın yer aldığı A Grubu'nda grup lideri olarak ikinci tura kalan Porto, Schalke 04'e penaltı atışları sonucunda elenerek 16,6160 puan toplayabilmiştir. 2003/2004 yılında Monaco'yu finalde 3-0 devirerek Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan Porto, Devler Ligi'nin müdavimlerinden. Kadrosunda Quaresma, Lisandro Lopez, Raul Meireles, Cristian Rodríguez, Tarik Sektioui ve Nuno gibi önemli yıldızları bulunan Porto, maçlarını 50,476 kişilik Estadio do Dragao Stadı'nda oynuyor.

KADROSU:

1 Helton
2 Bruno Alves
3 Pedro Emanuel
4 Milan Stepanov
5 Nelson Benítez
6 Freddy Guarín
7 Ricardo Quaresma
8 Lucho González
9 Lisandro López
10 Cristian Rodríguez
11 Mariano González
12 Hulk
13 Jorge Fucile
14 Rolando
15 Lino
16 Raul Meireles
17 Tarik Sektioui
18 Mario Bolatti
19 Ernesto Farías
20 Tomás Costa
21 Cristian Sapunaru
23 Candeias
24 Hugo Ventura
25 Fernando
26 Tengarrinha
29 Rabiola
33 Nuno

Dinamo Kiev: Geçen sene F Grubu'nda Manchester United, Roma ve Sporting Lizbon'un ardından hiç puan alamayarak elenen Dinamo Kiev tüm şampiyona boyunca toplamış olduğu bonus puanlar ile birlikte toplam 4,6085 puan toplayabilmiştir. Dinamo Kiev, 1974-75 ve 1985-86 sezonlarında olmak üzere iki kez UEFA kupasını müzesine götürürken, 1975 yılında da Süper kupayı kazanma başarısı gösterdi. Geçmişi başarılarla dolu Ukrayna takımı, tarihi boyunca 22 kez şampiyonluk sevinci yaşadı. Sovyetler Birliği döneminde 13 kez şampiyon olan Dinamo Kiev, kendi ülkesinin liginde ise 11 kez mutlu sona ulaştı. 8 kez Ukrayna kupasını müzesine götüren Fenerbahçe'mizin rakibi, 2 kez de Ukrayna Süper kupasını kazandı.

1927 yılında kurulan Kiev temsilcisi, Şampiyonlar liginde de 1977, 1987 ve 1999'da yarı finale, 1973, 1976, 1982, 1983, 1992 ve 1998'de de çeyrek finale kadar yükselmeyi başarmıştı.

KADROSU:
1 GK Oleksandr Shovkovsky (Captain)
2 DF Oleh Dopilka
3 DF Betão
4 MF Tiberiu Ghioane
5 MF Ognjen Vukojevic
6 DF Goran Sablic
7 MF Corrêa
8 MF Oleksandr Aliev
9 MF Mykola Morozyuk
10 FW Ismaël Bangoura
15 DF Pape Diakhaté
16 FW Maksim Shatskikh
17 MF Taras Mikhalik
20 MF Oleh Husyev
21 GK Taras Lutsenko
22 FW Artem Kravets
23 DF Oleksandr Romanchuk
25 FW Artem Milevsky
26 DF Andriy Nesmachniy
30 DF Badr El Kaddouri
31 GK Stanyslav Bohush
33 FW Emmanuel Okoduwa[6]
36 MF Miloš Ninkovic
37 MF Ayila Yussuf
49 FW Roman Zozulya
55 GK Oleksandr Rybka
70 FW Andriy Yarmolenko
— FW Frank Temile
— MF Roman Eremenko

Disco Disco Partizane






Oh be, rahatladık sonunda. Dün gün içerisinde esen onca fırtınaya rağmen (belki de onca fırtına sayesinde demek gerekir.) Fenerbahçe'miz karşılaşmadan galip ayrılmayı bildi. Dün en son Emre'nin de kadrodan çıkarılmasının ardından herkesin içinde kuşkular oluşmuştu. Ancak ben de dahil kimse Semih'in Emre'nin yerine oyuna girerek böyle müthiş bir performans ortaya koyacağını beklemiyordu. Emre yerine sakat da olsa Semih'in oynaması takımı ateşleyen bir güç olmuştu. Takım dün akşam Gaziantepspor maçından farklı olarak istekli ve mücadeleciydi. Takım kurgusu eksik oyuculardan dolayı tam oturmuş olmasa da tüm oyuncular istekli ve mücadeleciydi. Bütün bunların neticesinde takımmız karşılaşmayı kazanarak önemli de bir gelirin sahibi oldu.



Gelelim tribünlere:

İlk dikkatimizi çeken konu "Tek kimlik Fenerbahçe" pankartları haricinde sahada başka hiç bir pankart, bayrak vs. bulunmamasıydı. Anlaşılan yönetim bu konuda oldukça kararlı. Bence öyle olması da gerekir zaten. Basın tribünündeki olay hariç hiç bir olay da çıkmadı. Basın tribününde ise çıkan olaylar sonradan öğrendiğime göre şu şekilde gerçekleşmiş: Maçın başında Lugano'nun sarı kart gördüğü pozisyonun ardından Sırp bir muhabir basın tribününde ayağa kalkarak hakemi alkışlamış. Burada ortam biraz gerilmiş ama bir şey olmamış. Daha sonra Partizan'ın golünün ardından aynı muhabir ayağa kalkarak size burada tarif edemeyeceğim ahlaksız el kol hareketleri yaparak seyirciyi tahrik etmiş ve sonra da film kopmuş tabi.



Fenerbahçe 3. torbada:

Dün Schalke 04'ün ve Olympiakos'un elenmesinden sonra Fenrbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımların yerine 2 sıra yükselerek 3. torbanın son takımı olmaya hak kazandı. Muhtemel rakipler şöyle:

TORBA 1Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

1 Manchester United FC (İNG, Son şampiyon) 107.996

2 Chelsea FC (İNG) 124.996

3 Liverpool FC (İNG) 118.996

4 FC Barcelona (İSP) 117.837

5 Arsenal FC (İNG) 110.996

6 Olympique Lyonnais (FRA) 99.380

7 FC Internazionale Milano (İTA) 96.934

8 Real Madrid CF (İSP) 93.837

TORBA 2Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

9 FC Bayern München (ALM) 92.078

10 PSV Eindhoven (HOL) 91.610

11 Villarreal CF (İSP) 90.837

12 AS Roma (İTA) 81.934

13 FC Porto (POR) 81.176

14 Werder Bremen (ALM) 74.078

15 Sporting Clube de Portugal (POR) 67.176

16 Juventus (İTA) 66.934

TORBA 3Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

17 Olympique de Marseille (FRA) 63.380

18 FC Zenit St. Petersburg (RUS) 60.437

19 FC Steaua Bucureþti (ROM) 59.398

20 Panathinaikos FC (YUN) 52.525

21 FC Girondins de Bordeaux (FRA) 52.380

22 Celtic FC (İSK) 52.013

23 FC Basel 1893 (İSV) 51.993

24 Fenerbahçe SK (TÜR) 51.469

TORBA 4Sıra / Takım / Ülke / Katsayı

25 FC Shakhtar Donetsk (UKR) 49.932

26 ACF Fiorentina (İTA) 40.934

27 Club Atlético de Madrid (İSP) 36.837

28 FC Dynamo Kyiv (UKR) 34.932

29 CFR 1907 Cluj (ROM) 13.398

30 Aalborg BK (DAN) 12.748

31 Anorthosis Famagusta FC (G.K.R.K.) 4.327

32 FC BATE Borisov (Beyaz Rusya) 1.760



Hepimize hayırlı olsun...



Videoya doğrudan ulaşmak için tıklayınız.

24 Ağustos 2008 Pazar

Yorum: Gaziantepspor 1 - Fenerbahçe: 0


İçimden hiç bir şey yazmak gelmiyor. Alex, Semih, vs... Herkes aynı şeyleri söylüyor, söyleyecek. Tüm hevesimi Çarşamba akşamı Partizan'a saklıyorum. Umarım takım da tüm hevesini Çarşamba akşamına saklıyordur...
MTK maçı kandırmasın dediğimizde eleştiri aldık. Partizan karşılaşmasının ilk yarısı Fenerbahçe için ciddi bir uyarıydı. Gaziantep ise cezayı kesti.Oyun başladı, zannetmiyorumki bir tek Fenerbahçeli ekran başında “Bugün kazanırız” diyebildi. Yürüye yürüye oynadılar, emekliye emekliye bitirdiler. Hani Aragones futbolcuların pestelini çıkarmıştı, uçuyordu takım.
Devamı için tıklayınız.
Aragones, Emre'yi oynatmak uğruna Semih'i kulübeye çekti. Şu bir gerçek ki Fenerbahçe, Aurelio'nun yerine o ayarda bir futbolcu getiremedi. Bu yüzden de o bölgede tek bir futbolcu oynatmak yerine Aragones, Maldonado ve Emre'ye görev verdi. Böyle yapınca da tek forvete döndü. Tercihini Güiza'dan yana kullandı. Yani Semih'e yine kulübe yolu gözüktü. Doğru tercihtir yanlış tercihtir bilemem. Ama Aragones'in ilerleyen dakikalarda doğruyu görmesi gerekiyordu.
Devamı için tıklayınız.
Sezonun ilk maçı; kabul. Bu maçlar hep sıkıntılıdır; bu da kabul. Ancak bu, Fenerbahçe’ye yakışan bir görüntü değil. Hele ligin ikinci yarısındaki fikstür tamamen aleyhindeyse ve yarım puan kaybına bile tahammülün yoksa... Hele hele şampiyonluğu mücadelesizlik yüzünden elinden kaçırıp, bütün opsiyonlarını tüketmişsen...
Devamı için tıklayınız.

22 Ağustos 2008 Cuma

14 Ağustos 2008 Perşembe

Yazarlardan Seçmeler...

...Alex’i sezon boyunca Selçuk’un yanında oynatmak istiyorsanız, Alex ile devam etmeseniz de olur. Satın gitsin. Fenerbahçe’nin etkili olduğu dakikalara baktığımızda, Alex takım 2-0 geride olduğu için mecburen rakip ceza sahasına girerken becerisiyle penaltı yapıyor. Son bölümde savunmanın arkasına Güiza ve Burak’a müthiş toplar atıyor. Ceza sahasına yakın bölgede Türkiye’de bir numara. O yüzden sisteme tamam ama Semih ve Alex’in pozisyonlarına hayır. ...
...Maçı Brezilyalı gazeteci Maria Fernanda Vomero ile izledim.. Partizan’ın ilk yarıdaki hücumlarında Fenerbahçe’nin çok ağır kaldığını, özellikle Roberto Carlos’un kendisini hayal kırıklığına uğrattığını söyledi. Sarı lacivertlilerin taktik anlayışını da beğenmemişti Latin meslektaşım...
...Hiddink’in bir sözü var, çok hoşuma giden.. "En gergin anlarımda Romario yanıma gelir ve ’Rahat ol, merak etme’ derdi.. 10 maçın 8’inde de dediğini yapar, golünü atar ve maçı kazandırırdı.."Hedeflerin çok büyük olmadığı her maç biri çıkar, yine kurtarır Fenerbahçe’yi, dolayısıyla Aragones’i.. Bu takım da onun için kuruldu zaten.. Her maç birinin çıkıp, "Merak etme, rahat ol" demesini bekleyecek Aragones...
...Hep söylüyorum Fenerbahçe’nin sıkıntısı orta sahadır... Savaşacak, topu kazanacak, rakibin direncini kırıp oyunu rakip kaleye taşıyacak oyuncu sayısı az. Bu takımda Alex’i defansın önüne çekmek cinayettir. Alex’in ayaklarına pranga vurduğun vakit Fenerbahçe’ni hücum zenginliği de olmuyor, gol pozisyonu da bulmakta zorlanıyor. Kazım’ın ayakları yere basmıyor. Takım oyunu umurunda değil. Sahada kafasına göre takılıyor. Canı isterse pas veriyor, canı isterse topu alıp geriye dönüyor. Tek top oynamak aklının ucundan geçmiyor...
...Sırplar’ın etnik motivasyonu, etkin bir skora doğru giderken, yani herkesin yüreği ağzındayken ‘kendi yapar, kendi atar’ MareşAlex çıktı sahneye... Ardından da unutulmaya yüz tutan Güiza, kendini hatırlatıp, Sırp fırtınasına set çekti...

Defans ve R. Carlos

Dün akşamki maçı herkes takip etmiştir herhalde. O nedenle maçı anlatmaya gerek yok. Sadece gözlemlerimden bahsetmek istiyorum.

İnanılmaz defans hataları sayesinde iki gol yedik. Sağolsun Volkan da yardımcı oldu.

İlk gol de her iki kanattaki defans hatalı idi. Birinci golde R.Carlos yerinde değil ve onun kandından gelen ortaya diğer kanatta Gökhan'nın arkasındaki adam kafa vurabiliyor. Volkan da çıkmayıp seyrediyor.

İkinci golde de defansın arasına atılan top var. Televizyonda seyrederken ilk pozisyonda "hadi Volkan çık da al" diye geçirdim içimden. Görüntüye Volkan gelmedikçe telaşlandım. Bana göre defans ne kadar hatalı olursa olsun, Volkan erken çıkıp almalıydı topu.

Geldiğinden beri R.Carlos'u eleştir(ebil)meyi akılımın ucundan bile geçirmemiştim. MTK maçlarından sonra dün tekrar izledim. Yerini çok sık kaybediyor. Bindirme yapmak için ileri çıktığında yada ters kanada geldiğinde yerine dönmesi çok zaman alıyor. Genellikle Uğur da önde olduğundan Edu'nun oraya kayması gerekiyor. Bu şekilde de defans dengesiz yakalanıyor.

Sanırım kabul etmemiz gerekiyor ki artık yavaş yavaş yaşlanıyor R.Carlos.
Hücum organizasyonu değerlendirmesini Ersel'e bırakalım. :) Tek söyleyeceğim; Guiza'nın gol atmış olmasına çok sevindim. Belki de dün akşamın tek olumlu yanı buydu. Yine de tek uzun top konusunda biraz daha çalışmamız gerek. Taktik gereği olduğunu düşündüğüm tek uzun pas organizasyonunda MTK maçı dahil Güiza topu kontrol edip sağlıklı bir vuruş yapamadı. Bu tür şansları Şampiyonlar Ligi grup maçlarında üst sıra takımlara karşı çok fazla yakalayamayız. Bulunan pozisyonların en azından tehlike yaratması gerekir.


Klişe tabirle; "Önümüzdeki maçlara bakıcaz artık".


Çubuklu kalın.

10 Ağustos 2008 Pazar

İbrahim Koçyiğit (Radikal): Bizimkilere var da ‘eller’e yok mu?

Türk futbolculara AB kapısının açılması yeni bir tartışma yarattı: AB vatandaşı futbolcular da Türkiye’de yerli statüsünde oynayabilecek mi? Hem AB’yi hem de Türkiye’yi bağlayan Ortaklık Konseyi Kararı’na göre bir karşılıklılık olduğunu söylemek mümkün. Hukukçulara sorduk: Oynamalı diyen de var, emeğin serbest dolaşımı henüz başlamadı diyen de...

İSTANBUL - Nihat Kahveci’nin İspanya’daki ilk kulübü Real Sociedad’ın, Nihat’ı yerli statüde oynatabilmek için başlattığı hukuki süreç geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Daha sonra Avrupa Birliği adını alan Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Türkiye arasındaki ortaklık anlaşmasını gerekçe gösteren mahkeme, tüm Türk oyuncuların tıpkı Nihat gibi İspanya’da yerli oyunculara tanınan tüm haklardan, kısıtlama olmaksızın yararlanmasına karar verdi. Bu bir anlamda Türk oyuncuların, AB ülkelerinde yerli statüde oynayacak olması şeklinde yorumlanabilir. Şimdi bu karardan sonra akıllarda yepyeni bir soru işareti oluşmuş durumda: Peki, AB vatandaşı futbolcular da Türkiye’de yerli statüsünde mi oynayacak? Nitekim, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 11. maddesi bir karşılıklılık durumundan bahsediyor. Biz bu hukuki tartışmayı, görüşlerine başvurduğumuz iki değerli hukukçuya; isminin açıklanmasını istemeyen mevcut federasyondan bir yetkiliye ve Haluk Ulusoy döneminde TFF Başkanvekilliği görevini yürüten Kemal Kapulluoğlu’na sorduk. Bu görüşleri aşağıda bulabilirsiniz.
Devamı için tıklayınız.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Mehmet Demirkol: Yılmayın yaparsınız!

9 yıl önce Fenerbahçe’yi eleyen MTK bu MTK’dan iyi değildi. Fark Fenerbahçe’de.Fenerbahçe’deki fark sadece oyun değerinden, oyuncuların değerinden kaynaklanmıyor. Fenerbahçe moral olarak da çok farklı. Dünkü oyunun yorumlanmasının zor oluşu bundan. Fenerbahçe ahım şahım bir şey yapmıyormuş gibi görünüyor. Ama rahatça maçı kazanıyor. Doğal olarak rakibin çok değersiz, çok kötü olduğu fikri doğuyor, ama öyle değil. Fenerbahçe farklı.
Devamı için tıklayınız.

Rıdvan Dilmen: Ciddiyet ve Disiplin

Fenerbahçe turu aslında Kadıköy’de garantilemişti. MTK’nın rakip olamayacağı, rövanşta fazla zorluk çıkaramayacağı çok açık belliydi.Hele bir de dün gece daha 5. dakikada gol gelince karşılaşma tamamen formaliteye döndü. Bu yüzden MTK ile oynanan iki maç da ölçü olamaz. Benim için daha çok oyuncuların cidddiyeti önemliydi. Ve hepsi sınıfı geçtiler. Skor rahatlığına rağmen disiplinden bir an bile kopmadılar. 89. dakikada skor 5-0 iken Roberto Carlos’un rakibini kovalayıp yatarak müdahale etmesi de bunun en canlı örneğiydi.Şu bir gerçek ki Fenerbahçe geçen sezonki rehaveti üzerinden atmış. İki maçta 14-15 pozisyona girdiler, kalelerinde ciddi tek bir tehlike yaşamadılar. Oyunun her anında herkes görevinin bilinci içerisindeydi.
Devamı için tıklayınız.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Alex mi, Alex mi?

Maçın daha henüz başında Semih'in golüyle öne geçen takımımızın performansını değerlendirmek pek de mümkün olamayacak. Kimisi sakatlıktan çekiniyor, kimisi kart görmekten... Mücadelelerini gerektiği gibi ortaya koyamadılar. Bu sistemde rakibe göre Alex'in pozisyonu çok önem taşıyor. Alex, Marco gibi Selçuk'un yanında oynamaya başladığında takımın üretkenliği azalıyor. Maçın 40. dakikasına kadar çoğunlukla uzun toplar, rakipten seken toplarla yapılan hücumlar ve Kazım'ın bindirmeleri haricinde fazla bir üretkenlik göremedik. Ancak 40 ile 45 arasındaki bölümde Alex biraz daha ceza alanı önüne yaklaşınca bu bölgedeki verkaçlarla takım çok daha fazla üretken olmaya başladı. Birinci maçta gördüğümüz yapı çoğunlukla buydu. Ama Alex'in geriye dönük oynaması ne defansif ne de ofansif anlamda takıma katkı sağlıyor. İkinci yarı Rıdvan Dilmen'in de ifadesiyle "Bu maç Fenerbahçe için ölçü olmaktan çıktı." Bütün takım oyuncuları "bitse de gitsek" havasına girdiler. Bu psikoloji içerisinde Alex'in oyununda da herhangi bir değişiklik olmadı. Yine ilk yarıdaki son 5 dakikalık bölüm hariç Alex tamamen defansa dönük oynadı. Hatta 55. dakikada ceza alanının 5 metre önünden Volkan'a geri pas verdi. Belki tesadüf belki değil ama 60. dakikada Alex'in ileriye çıktığı tek bir pozisyonda 2. gol geldi. Sonrasında Alex Emre değişikliği ve 3. gol... Sonra 4 ve de 5...
İlk iki maça bakarak Aragones'in bir düşüncesi ile ilgili bir ipucu almak mümkün, o da "Dinamik Orta Saha"... Oyuncu değişikliklerinde ilk maçta Semih'in yerine Emre, Kazım'ın yerine Burak, Uğur'un yerine Gürhan; bu maçta da Alex'in yerine Emre; Kazım'ın yerine yine Burak ve Güiza'nın yerine İlhan, İlhan'ın Semih'in pozisyonuna geçmesi, Semih'in de Güiza'nın yerine geçmesi... Tüm bunlar orta sahadaki 5'linin dinamizmini sağlamak adına yapılıyor, aynen Avrupa Şampiyonası'nda İspanya'da olduğu gibi.


Sonuç: Haftaya Belgrad'dayız...

1 Ağustos 2008 Cuma

Duyuru: Rakip Inter Bakü/ Partizan Galibi

Şampiyonlar Ligi'nde turu geçmemiz halinde 2. ön eleme turundaki rakibimiz

Inter Bakü/ Partizan Galibi olacak.

İlk maç deplasmanda 12/13 Ağustos 2008'de
İkinci maç 26/27 Ağustos 2008'de Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda.