6 Ağustos 2008 Çarşamba

Alex mi, Alex mi?

Maçın daha henüz başında Semih'in golüyle öne geçen takımımızın performansını değerlendirmek pek de mümkün olamayacak. Kimisi sakatlıktan çekiniyor, kimisi kart görmekten... Mücadelelerini gerektiği gibi ortaya koyamadılar. Bu sistemde rakibe göre Alex'in pozisyonu çok önem taşıyor. Alex, Marco gibi Selçuk'un yanında oynamaya başladığında takımın üretkenliği azalıyor. Maçın 40. dakikasına kadar çoğunlukla uzun toplar, rakipten seken toplarla yapılan hücumlar ve Kazım'ın bindirmeleri haricinde fazla bir üretkenlik göremedik. Ancak 40 ile 45 arasındaki bölümde Alex biraz daha ceza alanı önüne yaklaşınca bu bölgedeki verkaçlarla takım çok daha fazla üretken olmaya başladı. Birinci maçta gördüğümüz yapı çoğunlukla buydu. Ama Alex'in geriye dönük oynaması ne defansif ne de ofansif anlamda takıma katkı sağlıyor. İkinci yarı Rıdvan Dilmen'in de ifadesiyle "Bu maç Fenerbahçe için ölçü olmaktan çıktı." Bütün takım oyuncuları "bitse de gitsek" havasına girdiler. Bu psikoloji içerisinde Alex'in oyununda da herhangi bir değişiklik olmadı. Yine ilk yarıdaki son 5 dakikalık bölüm hariç Alex tamamen defansa dönük oynadı. Hatta 55. dakikada ceza alanının 5 metre önünden Volkan'a geri pas verdi. Belki tesadüf belki değil ama 60. dakikada Alex'in ileriye çıktığı tek bir pozisyonda 2. gol geldi. Sonrasında Alex Emre değişikliği ve 3. gol... Sonra 4 ve de 5...
İlk iki maça bakarak Aragones'in bir düşüncesi ile ilgili bir ipucu almak mümkün, o da "Dinamik Orta Saha"... Oyuncu değişikliklerinde ilk maçta Semih'in yerine Emre, Kazım'ın yerine Burak, Uğur'un yerine Gürhan; bu maçta da Alex'in yerine Emre; Kazım'ın yerine yine Burak ve Güiza'nın yerine İlhan, İlhan'ın Semih'in pozisyonuna geçmesi, Semih'in de Güiza'nın yerine geçmesi... Tüm bunlar orta sahadaki 5'linin dinamizmini sağlamak adına yapılıyor, aynen Avrupa Şampiyonası'nda İspanya'da olduğu gibi.


Sonuç: Haftaya Belgrad'dayız...

Hiç yorum yok: