22 Aralık 2008 Pazartesi

Konyaspor: 1 - Fenerbahçe: 2

Bu maçtaki futbol, konu edilmeye dahi değmez. Maçla ilgili konuşulacak tek konu Önder'in golü herhalde. Evet, golde ofsayt yok, herkes kemfikir. Ele çarptı, elle atıldı, ayrı konu. Esas özel olarak üzerinde durulması gereken konu Roberto Carlos'un, hakemin yan hakemle görüşmesi esnasında topu orta noktaya götürmesi ve olası bir kural hatasının önüne geçmiş olması. Herhalde tecrübe bu olsa gerek...

15 Aralık 2008 Pazartesi

Fenerbahçe: 2 - Antalyaspor: 0

Hadi bu maçı da atlattık. Ama oynanan futbolun tribünleri mutlu ettiğini düşünmek hayalperestlik olur. Kadromuz ne kadar zengin (!) değil mi? Geldikleri ilk sezon tüm medya tarafından eleştirilen, 03 Aralık 2006'da oynadığımız ve 2-1 kazandığımız Galatasaray maçından sonra Ümit Karan'ın kendileri hakkında "Fenerbahçe'de Edu ve Lugano gibi kasaplar var." dediği defans iklimiz, gördükleri sarı kartların ardından Cuma günü oynanacak Konyaspor maçından önce cezalı duruma düştüler ve devre arası tatiline şimdiden çıkmış oldular. Ancak esas ilginç olanı, sarı kartların ardından herkesin birbirine "Eyvah, sarı kart cezalısı oldular mı?" diye sormasıydı. Çünkü hemen herkes onların yerine oynayacaklardan endişe duyuyordu.
Maç öncesinden bir not: Yumruk şov için tribünlere sadece Gökhan Gönül çağırıldı. Ve bu esnada "Bu formanın hakkını verenler asla yalnız kalmazlar" pankartı açıldı.

10 Aralık 2008 Çarşamba

Dinamo Kiev: 1 - Fenerbahçe: 0

Sizlere bir soru: Sizce, biz, ne kadar profesyoneliz? Bu sorunun kafama takılmasına sebep olan olaylar zincirinin ilk halkası, karşılaşmayı Star TV'de sunan Gökhan Telkenar'ın maç başlamadan önce "Hepinizin Ramazan Bayramı'nı kutlarım." cümlesi oldu. Reklamlardan sonra kendisini uyarmış olacaklar ki, ilk cümlesinin içerisinde Kurban Bayramı'nı ifade etmeyi ihmal etmedi. Ardından topu ayağına her aldığında top kaybına sebep olan, eli ayağına dolanan, tahminimce yanlış krampon seçiminden dolayı ayakta durmakta zorlanan Deivid sayesinde bu düşüncelerim perçinlendi. Bunu düşünürken maçtan önce Dinamo Kiev teknik direktörü Yuri Semin'in sahanın her tarafını adım adım dolaştığını ifade etti spiker. Sonrasında, yaptığı onlarca hatalı çıkışa rağmen hatalarından ders almayan Volkan yediğimiz golde başrolü oynadı. Bütün bunlar, bizim ne kadar profesyonel olduğumuzu bana düşündürürken aklıma yakın geçmişteki bir kaç olay daha geldi: Ligin üçüncü haftasında Hacettepe ile oynayacağımız maç öncesinde zemini yenilenen Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda hazırlık antremanına çıkmayışımız. Sezon öncesi yapılan transferlerde bir transfer ve izleme komitesi olmaksızın çok sevdiğimiz Başkan'ın adeta "ben yaptım oldu" dercesine yaptığı transferler. 27 gün sonra 34. yaşını tamamlayacak olan orta sahamızın dinamosu(!) Josico. Taş çatlasın iki sene daha görev yapabilecek bir teknik direktöre geleceğimizin emanet edilmesi. Sonuç: Geçen sene -hasbelkader- çeyrek final oynadığımız Şampiyonlar Ligi'ne karşılık bu sene -hem de 3. torbadan girmemize rağmen- UEFA'ya dahi kalamadan ve hatta 4. torbadan giren Dianmo Kiev'e her iki maçta da gol atamadan elenmemiz. Ama olsun, Galatasaray ve Beşiktaş maçlarını aldık ya, önemli olan bu... Belki de profesyonellik bu da ben farkında değilim...

9 Aralık 2008 Salı

Denizlispor: 0 - Fenerbahçe: 1

Maça damgasını vuran konu Deivid'in sayılmayan golü tabii ki de... Bu golün Macaristan basınında günün konusu olması ise ayrı bir konu. Macaristan'ın en önemli spor haber sitesi olan Sporthirado'da çıkan haberde, ''Yılın golünü milyonlarca insan gördü ama hakemler göremedi'' başlığıyla duyurduğu haberinde, ''Çok yazık oldu, 2008 yılının en güzel golü olacak muhteşem pozisyon, hakemler tarafından kabul edilmedi'' diye yazdı.

"Hakemler bu golü nasıl görmedi" gibi söylemlerden ziyade özellikle yan hakemin art niyeti ile ilgili bir konu çarptı gözüme. Siz de dikkat ettiniz mi bilmiyorum: Güiza'nın ofsayt olmayan pozisyonundan sonra topa vurduğu için aynı yan hakem (kayıtlara girsin diye adını özellikle araştırdım: Erhan Sönmez, Lisans No: 13835) en az dört kere "sarı kart" diye mikrofona konuşuyor. Ben de hem bir golümüze hem de bir sarı kartımıza mal olan bu arkadaşın adını dört kere tekrarlamak istiyorum: Erhan Sönmez, Erhan Sönmez, Erhan Sönmez, Erhan Sönmez...