Maçtan bir saat önce stada vardım. Tüm Fenerbahçe'lilerin gözlerindeki ışığı görmek için... Bu sezonki beklentilerine kulak misafiri olmak, takımdan neler bekliyorlar, bunu anlamak için... Özellikle yeni transferlerden sonra herkesin beklentisi artmış, takımın daha mücadeleci oynayacağı düşünülüyordu. Daha piyasaya çıkalı bir hafta olmasina rağmen bir çok kişinin üzerinde arma formayı gördüm. Hatta kabataslak bir gözlemle her 20 kişinin birinde bu formadan vardi. Maçin başlamasına 45 dk kala stadyuma girdim. Stadın kokusunu 5 dk boyunca içime çektim. Her bir karesine, her bir detayına tek tek baktım. Tam kafayı bulurken takım sahaya çıktı. Yeniler, taraftar çagırırken abilerine bakiyor, Roberto Carlos çağırılmasına rağmen Dos Santos tribünlere gidiyor, abileri onunla dalga geçiyordu. Takim oyuna başladığında özellikle sol kanat dikkati çekiyor, Roberto Carlos ile Dos Santos arasindaki uyum herkesi hayrete düsürüyordu. Özellikle Dos Santos'un topsuz oyunları ve Roberto Carlos'un bunları çok güzel sezmesi aralarındaki uyumu açıkça ortaya koyuyordu. Hatta bir pozisyonda Dos Santos sol çizgide sırtı kaleye dönükken Roberto Carlos'la göz göze geliyor, bir anda 180 derece dönüp kaleye yöneliyor ve Roberto Carlos onun koşu yoluna uzun bir top atıp pozsyon yaratıyordu. Sol kanat çok iyi işliyordu. Ta ki gole kadar... Gol ile birlikte Roberto Carlos sakatlanıyor ve oyundan çıkıyordu. Hemen ardından 16. dakikada Dos Santos'a yapılan sert faul, önümüzdeki günlerde milli takıma gidecek oyuncunun gözünü korkutuyor ve maçın kalan bölümünü daha çekingen oynamasına sebep oluyordu. Ama yine de yaptığı her hareketle yetenekli ve tribünleri coşturabilecek bir futbolcu olduğunu belli ediyordu. Birinci golün hemen ardından sol kanatta bu şekilde bir duraksama yaşanınca oyun sağ kanada döndü ve bundan sonraki gol Gökhan Gönül'ün asistiyle geldi. Hatta 4. gol de buna çok benziyor, Gökhan Gönül, top Kazım'dayken hemen yanından bindirme yapıyor, Kazım topu Gökhan Gönül'ün önüne atıyor, Gökhan da asisti ile Güiza'yı golle buluşturuyordu.Ayrı bir parantezi Emre'ye açmak gerekiyor. Dün, girdiği tüm mücadeleleri kazanıp taraftarın haklı alkışlarını ve beğenisini topluyordu. Hatta oyundan çıkarken herkes onu ayakta alkışlıyor, benim değerlendirmeme göre maçın adamı olmayı hak ediyordu.
Bütün bunlara karşılık takımın hala eksikleri var. Hemen gaza gelip "harika, mükemmel" naraları atmak için erken. Zira takım oyunu hızlandırmak için çaba gösteriyor, ancak rakip kapandığı zaman oyuncular yerlerinde durabiliyordu. Girilen pozisyonlara dikkat edildiğinde ise kanat organizasyonlarının ve bindirmelerinin daha otomatik hale gelmesi gerektiği kendini belli ediyordu. Mesela 4. golden hemen önce top Kazım'ın ayağında iken Gökhan'ın bindirmek gibi bir niyeti yoktu. Alex, eliyle Gökhan'a bindirmesi gerektiğini işaret ediyor, bunun ardından Gökhan atağa kalkıyor ve ardından gol geliyordu. Takımın bu organizasyonları daha çabuk ve otomatik yapması gerekiyor. Aksi takdirde rakip kapandığında herkes durarak oynuyor, oyunu açmak için birisinin hareketlenmesi bekleniyor. Ancak şu da bir gerçek ki, takımda bu sene bizi heyecanlandıracak oyuncuların sayısı fazla. Hatta dün akşam atağa kalkarken fuleli koşusuyla Bilica dahi beni çok heyecanlandırdı.
Son söz olarak takımın iyi yolda olduğunu, ancak rakibin zayıflığından ötürü bu maçın ölçü alınamayacağını ve maçların zorluk dereceleri arttıkça sağlıklı değerlendirme yapılabileceğini söylemek gerekiyor.