26 Ekim 2009 Pazartesi

Fenerbahçe: 3 - Galatasaray: 1


Şarkılar: Allah versin, mor menekşe, çalgıcı karısı binnaz.
Lazer şov: Hep destek, tam destek. Burası Kadıköy, buradan çıkış yok.
Karton organizasyonu: No way out.
Reklam panolarındaki ekstra aydinlatmalar.
Afişler: 'Ne aslanı, güldürmeyin adamı. Bildiğin bukalemun :)"

Maç öncesi Arda'nin kışkırtmaları ile gerilen ortam, harika tribün etkinlikleri ile başladı. Ama eğer Arda, Türk milli takımının yıldız futbolcusu olmak istiyorsa rakip takımların da saygısını kazanmalı. Hem bu maçta, hem de geçen sene Ali Sami Yen'de yaptıklarından sonra Tük milli takımının yıldız futbolcu falan olamaz, Alex'in tırnağı dahi olamaz.
Maçın başında kontrolü eline alan Fenerbahçe'miz bir gol bulmuş ancak auttan döndüğü gerekçesi ile sayılmamıştı. Ancak yine de sürekli bastırıyorduk. Forvette Kazım, Güiza'dan daha iyi top tutuyor, arkadaşlarına güzel toplar indiriyordu. Yine defanstan gelen uzun bir top ile atağa çıkıyor, Kazım'ın Vederson'a indirip içeri kesilen topta R.Carlos'un üzerinden atlaması ve Alex'in plasesi ile 12. dakikada golü buluyorduk. Bundan sonra Alex ve Kazım haricinde defans yapıyor, uzun toplar ile Kazım'ı kaçırmaya çalışıyorduk. Ancak hakem Bünyamin Gezer'in faul olmayan pozisyonlara faul çalması taraftarı çıldırtıyordu. Buna rağmen yine de pozisyon üretiyorduk. Alex'in plasesini Leo Franco parmaklarının ucuyla kornere çeliyor, Lugano'nun kafa vuruşu direkten auta gidiyordu.

İkinci yarı aynı disiplinle oyuna çıkıyor, yine rakip yarı alanda yapmış olduğumuz baskı sonrası kapmış olduğumuz baskı sonrası penaltı geliyor ve bence kırmızı kart olması gereken pozisyon sarı kart ile cezalandırıldıktan sonra Alex ile 2-0'ı buluyorduk. Bu pozisyondan sonra maalesef oyunu tutmakta ve soğutmakta zorlandık. Hatta Volkan hemen havaya girerek Gökhan Gönül'e rakibin üzerinden aşırtma pas atmaya çalışıyordu. Bu ciddiyetsiz hareketin sonunda rakibe taç veriyor, ardından kornere çıkan topun dönüşünde golü kalemizde görüyorduk. Maalesef bir anlık rehavet golü getiriyor, bu dakikadan sonrası biraz stresli geçiyordu. 72. dakikada Kazım oyundan alınırken onu alkışlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Ancak Keita'nın Roberto Carlos'a sağ kroşesinden sonra kırmızı kart görmesi hepimizi rahatlatıyordu. Hemen ardından oyundan çıkan Alex, kaptanlık bandını Emre'ye veriyor, böylelikle bir Galatasaray maçında Emre kaptanlık bandını takmış oluyordu. Hemen ardından Güiza boş kaleye kafa vuruşunu kaçırıyor, ancak maçın son saniyesinde topukla attığı gol ile skoru tayin ediyordu.

STAT: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
HAKEMLER: Bünyamin Gezer, Serkan Gençerler, Tarık Ongun
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Mehmet Topuz, Cristian, Emre, Vederson (Selçuk dk. 90+1), Alex (Dos Santos dk 76), Kazım (Güiza dk. 72)GALATASARAY: Franco, Sabri, Servet, Gökhan, Hakan, Ayhan, Mustafa Sarp, Keita, Elano (Aydın dk. 82), Arda (Kewell dk. 57), Baros (Nonda dk. 5)
GOLLER: Alex (dk. 12 ve 53 Pen.) Güiza (dk. 90+2) (Fenerbahçe), Hakan (dk. 56) (Galatasaray)
KIRMIZI KART: Keita (dk. 74) (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Keita, Franco, Nonda, Ayhan (Galatasaray), Roberto Carlos (Fenerbahçe)

6 Ekim 2009 Salı

Efsanelerin buluşması: Lefter ve Alex



Eğer Fenerbahçe TV'de bu buluşmayı seyretmediyseniz okumanızı tavsiye ederim. Ama denk gelir de Fenerbahçe TV'de görürseniz izlemeden geçmeyin derim. Ben izlerken gözlerim doldu. "Ben, 10 numaralı formayı emaneten giyiyorum. 10 numaralı forma her zaman Lefter'indir." diyen Alex, sadece futboluyla değil gönlüyle de ne kadar büyük olduğunu gösterdi.


Sambacı, Ordinaryüs'ten el aldı


Ercan SAATÇİ

Çok değil, bundan bir hafta kadar önce Fenerbahçe Kaptanı Alex De Souza, Fenercell adına taraftarlar ile chat yapmıştı. Yaklaşık bir saat süren bu organizasyonda bir taraftar, “Fenerbahçe’nin efsane isimleriyle tanıştın mı?” sorusunu yöneltmiş, Alex de, “Lefter ismini çok kez duydum. Onunla tanışmayı, konuşmayı çok istiyorum” cevabını vermişti.

Ben ‘Bu buluşmayı mutlaka organize etmek gerek’ diye düşünürken Ertuğrul Özkök aradı... Ertuğrul Bey, bu kadar karmaşık gündemin içerisinde Alex’in bu isteğinden nasıl haberdar olabilmiş bilmiyorum ama bana, “Bu buluşmayı organize edebilir misin?” diye sorduğunda derhal konunun üzerine atladım... Hemen Fenerbahçe’nin Brezilyalı oyuncularının tercümanlığını yapan Samet Güzel’i aradım. Takım halinde Galatasaray’ın Panathinaikos ile yaptığı maçı izliyorlardı. “Böyle bir buluşmayı organize etsem Alex ne der?” diye sordum... Alex, “Çok sevinirim” diye yanıtladı. Fenerbahçe Başkanı sayın Aziz Yıldırım’ın da izni ve desteğiyle, FB TV Genel Müdürü İhsan Topaloğlu ile birlikte bu tarihi buluşmayı organize ettik. Buluşmanın gerçekleşeceği kesinleşince nasıl bir heyecana kapıldığımı bir ben bir de Allah bilir. Düşünsenize, bir yanda çocukluğumdan beri çıplak gözle hiç izleyememiş olmama rağmen, kalbimin en müstesna yerine oturttuğum efsane Fenerbahçeli Lefter Küçükandonyadis, diğer yanda şimdiden Fenerbahçe tarihinde yerini almış bir futbol doktoru Alex De Souza... İnanın böyle bir ikilinin arasında olmak her Fenerbahçelinin hayalidir. Özellikle bu meslekte olup da böyle bir buluşmayı ilk kez siz gerçekleştiriyorsanız, nabzınızın tavan yaptığına ve vücudunuzun her santimetresinin mutluluk hormonlarıyla kuşatıldığına şahit olursunuz.İşte böyle bir ruh haliyle, gazetemizin usta fotoğraf sanatçısı Sebati Karakurt, Hürriyet Spor Servisi’nden deneyimli Fenerbahçe muhabiri Sadi Kemal Yaşar, FB TV’den Fatih Demirkol, kameramanlar Onur Akkuş, Atakan Gürses ve Fenerbahçe Dergisi’nden Tolga Ovalı ile Kalamış Marina’da buluştuk. Bir süre sonra Alex de Souza ve kızımın hâlâ futbolcu sandığı tercüman Samet Güzel de geldi. Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi sevgili dostum Ömer Temelli’nin girişimiyle, Cengiz Yalçın’a ait “Melis” isimli tekneye bindik. Ve kaptan Turgay Çakır bizi 40 dakika sürecek Büyükada yolculuğuna çıkardı. Kafamda, Alex’e Lefter ile ilgili sorulacak sorular oluşmuştu ancak Lefter’e sorulacak sorular konusunda biraz endişeliydim doğrusu. Büyükada’da bizi bekliyordu ancak bizi nasıl karşılayacağını tam olarak kestiremiyordum...Yol boyunca Alex’e Lefter hakkında sorular sorduk. Kaptan, “Gittiğim her kulüpte, o camianın efsane olmuş isimleri ile tanıştım. Buraya geldiğimde Lefter ve Rıdvan Dilmen’in isimlerinden bana çok bahsettiler. 100 yıllık tarihi olan Fenerbahçe’nin böylesine önemli ismi ile tanışmak bana gurur verecek” yorumunu yaptı. Alex’e, ziyaretine gittiğimiz Lefter’in de 10 numaralı formayı giydiğini hatırlattık. Bunun üzerine, “Ben bu formayı ödünç olarak giyiyorum. O bir efsane, bundan mutluluk duyarım” cevabını verdi. 6 yıldır giydiği forma altında istatistikleri altüst eden Alex’e, “Sen de bir efsane oldun. Tarih seni de yazacak” dediğimizde ise şunları söyledi: “Kaldığım süre içinde yaşatabileceğim her şeyi yaşattığımı düşünüyorum. Futbolu bırakıp gittiğimde sevgiyle anılırsam, Türk kültürüne adapte olup benimsendiysem, bu beni çok mutlu edecek.” Bu sohbet esnasında dikkatimi bir şey çekti; sahada soğukkanlı görmeye alıştığımız Alex inanılmaz heyecanlıydı. “Yaşasın” dedim içimden, demek ki bir tek ben heyecanlı değilim. Efsane Lefter’in nasıl bir ruh haliyle beklediği sorusu ise içimi kemiriyordu... Sohbet devam ederken, Büyükada Vapur İskelesi’ne yanaşmaya başlamıştık bile. Aynı anda adaya gelen yolcuların Alex’i alkışlamasına tanık olduk. Bir süre bekledik ve efsane göründü... 84 yaşındaki Lefter Küçükandonyadis, iki torunu Özcan ile Özlem’in koluna girmiş, bize doğru yürüyordu. Alex derhal efsane futbolcuya doğru koştu ve ona sarıldı. Sonra hep birlikte tekneye bindik.
SEN BENİM ÜÇÜNCÜ TORUNUMSUN
Büyükada’ya yaklaştıkça ‘Acaba efsane Lefter Küçükandonyadis bu buluşmaya nasıl bir tepki verecek’ sorum da cevabını bulmuştu. Lefter de en az Alex kadar heyecanlıydı. Sanki bir filmin mutlu son bölümü yaşanıyordu... İki kızı olan Lefter, büyük kızından olan iki torununun yanında Alex’i görünce, “Sen de benim üçüncü torunumsun” diyerek sıcak bir şekilde sohbeti başlattı. Gülüşmelerin ardından teknedeki masaya yeşil çuhalı örtü serildi. Lefter bu kez, “Poker mi oynayacağız?” diye ortamı şenlendirdi. Alex’in Türkçesinin iyi olmadığını düşünen efsane, “Türkiye good?” diye İngilizce sordu. Alex de gülümseyerek, “Evet” karşılığını verdi. Soru-cevap bölümüne geçtik... Alex o an ne hissettiğini, “İnsanın 84 yaşında bu kadar güçlü durması inanılmaz. Fenerbahçe ve Türk futboluna yaşattıkları için kendisine teşekkür ederim. Yaptığı işler az buz şeyler değil. Nasıl böylesine dinç kalabiliyor, doğrusu merak ettim” diye anlattı. Alex, Lefter ile ilgili düşüncelerini, kelimeleri itinayla seçerek dile getiriyordu. Aynı şekide Lefter de Alex ile ilgili samimi methiyelerini, onun gözlerinin içine bakarak düzüyordu...
SAHADA ONU GÖREMEYİNCE ÜZÜLÜYORUM
Söz sırası Lefter’e geldiğinde, Efsane şöyle konuştu:“Topu ayağına aldığı zaman her şeyi yapıyor. Ben topu aldığım zaman gidiyordum, Alex de gole gidiyor. Eğer genç olsaydım, Alex ile yan yana oynamak isterdim. Verdiği pasları, attığı golleri herkes yapamaz. Rakip takımlar Alex’ten çekiniyor. Onun için özel önlem alıyorlar. Her maçta oynamasını isterim. Sahada onu göremeyince üzülüyorum.” Alex hemen söze girdi; “Ben de her maçta oynamak isterim ama olmuyor.” Lefter’e Fenerbahçe tarihinde attığı golleri sorduğumuzda biraz sitemkâr bir tonla, “Bir dakika” dedi, “Bir düzeltme yapayım; gazeteler yanlış yazıyor. 450 golüm olduğu ifade ediliyor. Yanlış, ben 1500 gol attım.” Bunun üzerine Alex de, “Ben kariyerimi başa alsam, futbola Fenerbahçe’de başlasam, bu rakama ulaşamazdım” karşılığını verdi. Bu sırada Lefter’in 60’lı yıllarda giydiği efsane çubuklu Fenerbahçe forması ortaya çıktı. Ardından Fenerium’un 2009’da piyasaya çıkardığı klasik çubuklu formalar Alex ve Lefter tarafından karşılıklı imzalandı. 45 yıl önceki formayı gören Lefter eski anılarından bahsetmeye başladı. Önce Galatasaray ve milli takımın efsane kalecisi ve yakın arkadaşı Turgay Şeren’e gönderme yaptı:“Turgay’a her Galatasaray maçında gol atardım. Sonra bir araya geldiğimizde daha siftahın yok diye bana takılırdı.” “Yahu daha son maçta bir gol attım” dediğimde, ‘Sen atmadın ki, ayaklarına çarptı’ derdi.”
45 YILLIK FORMAYI ALEX’E GİYDİRDİ
Çubuklu tarihi formasını elleriyle Alex’e giydiren Efsane, “Bizim zamanımızda tekstil bu kadar ileri değildi. Otlu formalar giyerdik. Ne zaman otlu formayı giysem, atlar üzerime gelecek diye korkardım” diyerek yine bir espri patlattı. Sohbet gerçekten çok güzel ilerliyordu, Lefter’in de Alex’in de heyecanı ve keyifleri gözlerine yansımıştı... Alex, üzerine giydiği formayla fotoğraf çektirdikten sonra, “Bu formayı Brezilya’ya götüreceğim ve en güzel yerde saklayacağım. 10 numaralı forma her zaman Lefter’indir. Kaptanlık da forma da benim üzerimde ödünç olarak duruyor” diyerek, Lefter’e olan saygısını yaptığı bu jestle süsledi... Heyecanlandığı için son yıllarda canlı maç izlemediğini söyleyen Lefter’e, “Alex’in en güzel golü hangisi?” diye sorduğumuzda, Alex’in her golünün ayrı güzellikte olduğunu ve onlar içinden en iyisini seçmenin haksızlık olacağını vurguladı. Kendi gollerini sorduğumuzda ise, hiç düşünmeden ve biraz da gururla; “Birçok güzel golüm var. Macarlara attığım gol herhalde en anlamlısı” cevabını verdi. Lefter söze her girdiğinde Alex kulağını tercüman Samet’ten, gözlerini de Lefter’den ayırmıyordu... Kadıköy’de heykeli dikilen ve son olarak Dereağzı Tesisleri’ne adı verilen Lefter Küçükandonyadis, “Ölüp gideceğim, ismim kalacak. Bu benim için en büyük gurur” diye konuştu. Lehçesi ve konuşma biçimi çok samimi ve içten olan Lefter’i sükûnetle dinleyen Alex bir ara üçüncü torun edasıyla Lefter’e güzel bir söz verdi...
ŞAMPİYONLUK KUPASINI ADAYA GETİRECEĞİM
“Şampiyonluk kupasını aldığımızda kupayla birlikte adaya geleceğim. Bu sevinci sizinle birlikte yaşamak istiyorum” dedi. Lefter hemen cevabı yapıştırdı:“Siz şampiyon olun, ben gelip o kupayı kaldıracağım. Omuzlarıma alacağım.” Şampiyonluk, Türkiye Kupası ve Avrupa Ligi için umutlu sözler sarf eden ve “Her kulvarda başarıya koşacağız” diye söz veren Alex’e, Lefter’den bu kez farklı bir yanıt daha geldi:“Söz vermek yetmez. İspatlamak lazım.” Bu sezonun ilk 6 haftasında elde edilen galibiyetleri değerlendiren Lefter, şu yorumu yaptı:“Son maçlarda çok gol kaçırdık. Futbolda bunlar her zaman vardır. Ben olsam kaçırmazdım diyemem. Taraftara mesajım şudur; sabırlı olsunlar. Takımlarını yalnız bırakmasınlar. Şahane bir stadımız var. Her maça geliyorlar. Tribünleri dolduruyorlar. Takımlarına inansınlar, sonuna kadar desteğe devam etsinler.” Artık sohbetin sonlarına yaklaşmıştık. Alex’e dönen Lefter, “Kaç çocuğun var?” dedi. Brezilyalı iki kızının olduğunu dile getirince, “Benim de iki kızım var” cevabını veren Lefter, “İnşallah sen de 85 yıl kadar, hatta daha uzun bir ömür geçirirsin” temennisinde bulundu.Buluşmanın son esprisi de yine Lefter’den geldi. Alex’i alnından öpen Efsane, “Televizyondan izlediğimde çok ufak tefek görünüyorsun. Meğer uzun boyluymuşsun dedi”
ÖZLEM KATMER
Dedemize yetişemedik ama Alex’i kaçırmıyoruz. Bostancı’da oturuyoruz, sık sık dedeme geliyoruz. Alex dedeme ve bize çok mutlu bir gün yaşattı. Onu beklerken bir hayli heyecanlandık. Dedemi izleyemeye yetişemedik ama kombine bilet aldım, Alex’in maçlarını asla kaçırmıyoruz.
ÖZCAN KATMER
Dedem onu çok beğeniyor, müthiş heyecanlandı. Burada inanılmaz dakikalar yaşadık. Dedem, Alex’i beklerken müthiş heyecanlandı. Sabahın erken saatlerinden itibaren Alex’i bekledi. Her an her dakika “Ne zaman geliyor?” diye sordu. Alex’i çok beğeniyor. Bize Fenerbahçe sevgisini veren bu büyük insanın torunu olmaktan gurur duyuyoruz.
BÜYÜKADALILAR O GÜN ÇOK ŞANSLIYDI
Bu buluşmayı gözlerden uzak yapmaya çalışsak da ada sakinlerinin büyük bir bölümü, canlı olarak izleme fırsatı buldu. Vapurla iskeleye yanaşan birçok futbolsever Alex ile fotoğraf çektirmek için büyük çaba harcadı. Etraftan sürekli “Alex, Alex” sesleri yükseldi. Ancak Alex tekneden inmedi. Alex’in akşam antrenmanına yetişmesi için buluşmayı bitirmek zorundaydık. Saatler 16.00’yı gösterdiğinde dönüşe geçtik. Biz bu buluşmayı gerçekleştirdiğimiz için çok mutluyduk ancak Alex bizden daha mutlu olmuştu. Mutluluğu gözlerinden açık seçik okunuyordu. Dönüşümüzde acıkan Alex, bir yandan Büyükada’dan getirilen İnegöl köftesini bir yandan da, yanından bir an olsun ayrılmayan Samet Güzel’e Büyükada ilgili sorular sordu. Adaya ikinci kez geldiğini söyleyen Sambacı, ilk gidişinde eşi ve çocuklarını bırakıp 5 dakika sonra adadan ayrıldığını da anlattı. Teknemiz Kalamış’a yanaşınca da çok özel bir gün geçirdiğini söyleyerek Samandıra’ya antrenmana doğru yola çıktı.

Kaynak: Hürriyet


Fenerbahçe: 3 - Gençlerbirliği: 0

04.10.2009

Maçtan önce kazanmamız için tüm şartlar oluşmuştu. 8'de 8 yapıp Fenerbahçe'nin tarihine geçmek, Galatasaray'ın mağlubiyeti sonrası aradaki puan farkını 5'e çıkararak milli takım arasına rahat girmek... Galatasaray'in yenilmesiyle tüm taraftarlar gaza gelmiş, takımı her zamankinden daha fazla destekliyordu. Takım da buna cevap vermiş, müthiş bir arzuyla Gençlerbirliği'ne nefes aldırmıyordu. Sadece ilk yarıda benim sayabildiğim en az 6 pozisyonda rakibe 3 kişi ile basıp bu maçı ne kadar çok istediklerini gösteriyorlardı. Emre ve Christian başta olmak üzere herkes rakibe basıyordu. Tamamı bu şekilde geçen ilk yarının 13. dakikasında Alex ile golü buluyorduk. Belki gol pozisyonu zenginliği yoktu ama Fenerbahçe'nin arzusu ve rakibe top göstermeyişi tüm taraftarları memnun ediyordu. Buna karşılık Gençlerbirliği ilk yarının sonlarına doğru sertleşmeye başlamış, ancak bunun neticesinde tribünün beklediği sarı kartlar gelmemişti. İkinci yarıya takım biraz daha kontrollü başlıyor, ilk yarıdaki kadar baskılı oynamıyordu. Gençlerbirliği bu dakikalarda bizim kaleyi uzaktan yokluyor, ama isabetli vuruşlarını Volkan harika kurtarışlarla engelliyordu. Emre'nin çataldan dönen topu da herkese saç baş yolduruyordu. Tam bu dakikalarda Alex sahneye çıkıyor, Dos Santos'un yerden pasında topu ilk kontrol ettiği anda rakibini ekarte ediyor, yakın direğin dibinden vuruşunda kaleci Serdar'ı ikinci kez mağlup ediyordu. Bu andan itibaren tribünler maçın kazanıldığına ikna oluyor ve zafer şarkıları söylemeye başlıyordu. Son dakikada gelen Lugano'nun golü de bu güzel akşamın adeta cilası oluyordu.


Kalecisinden forvete, tüm takım kendisinden bekleneni yapıyor, aksayan oyuncular da Daum tarafından değiştiriliyordu. Bu güzel akşamda her şey olması gibiydi anlayacağınız.


Son söz Alex'e... Bu andan sonra kim bilir kaç tane Fenerbahçe maçı seyredeceğim bilmiyorum, ama inanın bundan sonra bu takıma Alex gibi bir oyuncunun geleceğini düşünmüyorum. Fenerbahçe tarihinde o, gerçekten bir efsane ve ben onu seyredebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.


STAT: Fenerbahçe Şükrü Saracoğu

HAKEMLER: Kuddusi Müftüoğlu, Erhan Sönmez, Muhittin Gürses

FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan, Bilica, Lugano, Vederson, Mehmet Topuz (Özer dk. 80), Cristian, Emre, Dos Santos (Roberto Carlos dk. 73), Alex, Güiza (Semih dk. 86)GENÇLERBİRLİĞi: Serdar, Orhan (Hurşit dk. 46), İlhan, Radeljic, Aykut, Bilal, Cem (Sandro dk. 72), Kahe, Harbuzi, Tozo, Mustafa (Burhan dk. 46)

GOLLER: Alex (dk. 13 ve 71), Lugano (dk. 89)

SARI KARTLAR: Lugano, Gökhan, Alex, Cristian (Fenerbahçe), İlhan, Tozo (Gençlerbirliği)

FC Sheriff: 0 - Fenerbahçe: 1

01.10.2009
UEFA Avrupa Ligi H Grubu'nda Sheriff ile Fenerbahçemiz arasında oynanan karşılaşmadan takımımız Alex'in golüyle 1-0 galip ayrıldı.
STAT: Sheriff-Tiraspol
HAKEMLER: Aleksandar Stavrev, Ljubomir Krstevski, Marjan Kirovski
SHERIFF: Namaşco, Tarkhnishvili, Erokhin, Suvorov (Volkov dk 78), Karpovich, Rouamba, Arbanaş (Corneencov dk 65), Balima, Tsynya(Diedhiou dk 71), Rodriguez, Kuchuk
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Lugano, Roberto Carlos , Önder, Bilica, Uğur (Mehmet Topuz dk 70), Emre, Cristian, Kazım (Deivid dk 70), Alex, Semih (Vederson dk 82)
GOL: Alex (dk 53) (Fenerbahçe)
SARI KARTLAR: Erokhin, Karpovich (Sheriff)

Antalyaspor: 1 - Fenerbahçe: 2

26.09.2009
Turkcell Süper Ligi'nin 7. haftasında deplasmanda Antalyaspor ile karşıya gelen Fenerbahçemiz, Kazım'ın ilk yarıda ve Semih'in maçın son dakikalarında attığı gollerle sahadan 2-1 galip ayrıldı. Bu arada Fenerbahçe'nin 3 topu da direkten döndü. Bu sezon 7. lig maçından da galibiyetle ayrılan Fenerbahçe, böylece lig tarihinde 1964-65 sezonundan beri kendisine ait olan 7'de 7 başlangıç rekorunu da egale etmiş oldu. Bu galibiyetle puanını 21'e çıkaran Fenerbahçe, maç fazlasıyla liderlik koltuğuna oturdu. Son golümüz, Antalyaspor'un gol için kalemize yüklendiği anlarda geldi. Kontratağımızda Güiza, yine Alex'ten aldığı pasla, kaleci Polat'la karşı karşıya kaldı. Ancak Güiza, bu kez kaleye vurmak yerine sağdan bindiren Semih'in önüne çıkardı. Semih de boş kaleye topu yuvarlayarak galibiyet golümüzü Antalya ağlarına gönderdi; 1-2
STAT: Antalya Atatürk
HAKEMLER: Yunus Yıldırım, Mustafa Emre Eyisoy, Alper Ulusoy
ANTALYASPOR: Polat, Kerim(Hakan dk. 11), Yalçın, Orhan, Batak, Ali Zitouni, Jedinak, Sedat, Ertuğrul (Korhan dk. 85), Necati, (Balili dk. 76), Veysel.
YEDEKLER: Hasan, Şenol, Musa, Gürhan
TEKNİK DİREKTÖR: Mehmet Özdilek
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan Gönül( Dk.50 Semih), Bilica, Lugano, Vederson, Cristian Baroni, Mehmet Topuz, Kazım, Andre Santos(Dk. 46 Uğur Boral), Alex, Güiza(90+2 Selçuk).
YEDEKLER: Volkan Babacan, Roberto Carlos, Önder, Deivid
TEKNİK DİREKTÖR: Christoph Daum
GOLLER: Kazım (dk. 10), Semih (dk. 90) (Fenerbahçe); Ali Zitouni (dk. 21)(Antalyaspor
SARI KARTLAR: Yalçın, Hakan, Ertuğrul, (Antalyaspor) Kazım, Bilica, Gökhan(Fenerbahçe)

Fenerbahçe: 1 - Büyükşehir Belediyespor: 0

20.09.2009
Sahada Güiza'yı görenler 'yine mi' dediler... Maç içerisinde yine saç baş yoldurttu. Ancak yine de B.Belediyespor yeterince basmıyor, bizi yeterince rahatsız etmiyordu. Trabzonspor geçen hafta 6 atarken pek haksız değilmiş. Ama biz de hem savunmada hem de hücumda hamle hataları yaparak onların da maça asılmalarını sağladık. Ilk yarıda bir serbest vuruş golüyle öne geçtik. Kale önünden iki de gol kaçırdık. Fenerbahçe formasını koysanız zaten olması gereken bu değil miydi? Anlayacağınız oyuncular ekstra bir performans ortaya koymadılar. Her şeye rağmen 1-0 oldu, bizim oldu.
STAT: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Alpaslan Dedeş, Cemal Bingül.
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Lugano, Bilica, Vederson, Kazım(Semih dk. 65), Cristian Baroni, Mehmet Topuz(Selçuk dk. 71), Andre Santos(Uğur Boral dk. 83), Alex, Güiza.
YEDEKLER: Volkan Babacan, Roberto Carlos, Bekir, Deivid
TEKNİK DİREKTÖR: Christoph Daum
İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESPOR: Oğuzhan, Cesario, Metin, Sylla, Ekrem, Zeki, Marcin Kus, Okan, Gökhan Kaba(Ali Güzeldal dk. 61), (Serhat Gülpınar dk. 80), İskender(İbrahim Akın dk. 46), Tum.
YEDEKLER: Behram, Efe, Mahmut, Gökhan Süzen
TEKNİK DİREKTÖR: Abdullah Avcı
GOL: Vederson (dk. 34) (Fenerbahçe)
SARI KARTLAR: Bilica, Alex (Fenerbahçe), Tum, Okan, Metin (İ.Büyükşehir Belediyespor)

26 Eylül 2009 Cumartesi

Fenerbahçe: 1 - Twente: 2


17.09.2009




Ilk yarının özeti: hızlı başladık, çabuk yorulduk, bir kaç güzel hareket yaptık, her şey çok kolay olacak sandık. Alex markajda, Güiza ayağında top tutamıyor, defansif olarak sadece Emre ve Christian basıyor, tüm yük onların omuzlarına biniyor. Sol taraf sönük, sağ taraf bal yapmayan arı... Devre: 0-0...

İkinci yarı da ilk yarıdan pek farklı değildi. Fenerbahçeli Mehmet'in füzesiyle 1-0 öne geçmemize rağmen bunu koruyamadık ve 5 dakika içerisinde 2 gol yiyerek rakibimize büyük bir avantaj verdik. Ancak gruptaki diğer sonuca bakınca grupta her türlü sonucun oluşabileceği ve bir maçla hiç bir şeyin belli olmayacağı ortaya çıkıyor.

STAT: Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu
HAKEMLER: Claudio Circhetta, Francesco Buragina, Raffael Zeder
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Lugano, Carlos (Mehmet Topuz dk 64), Emre, Kazım (Deivid dk 81), Guiza (Semih dk 81), Alex, Cristian, Andre Santos, Bilica, Gökhan
TWENTE: Boshchker, Kuiper, Wisgerhof, Brama, Stam, Nkufo, Perez (Arkam dk 90), Stoch (Vujiçeviç dk 69), Tiote (Janssen dk 41), Douglas , Ruiz
GOLLER: Mehmet Topuz (dk 71) (Fenerbahçe) Nkufo (dk 75 ve 80) (Twente)
SARI KARTLAR: Tiote, Douglas (Twente) Andre Santos (Fenerbahçe)